Artık sona yaklaşmıştık. Tahmin ettiğimiz mutlu sonlardan uzak, yeni bir son çıkmıştı karşımıza. Hepimiz sadece oturduk ve bekledik. Başka ne yapabilirdik ki zaten? Bizi bekleyen bu sona kendimizi hazırlıyorduk sadece. İçimizden birisi yan odada bizden önce gitmişti bile. Onu kaldırmaya yeltenmedik. Ne de olsa birkaç saat sonra hepimiz aynı sonu paylaşacaktık. Beş kişiydik şimdi ise dört. Gitmesine üzülemiyorduk bile. Ortadaki kare masa artık tam yetiyordu. Herkesin yüzünde ölümden önceki sessiz ifade vardı. O masanın etrafındaki dört insan öleceğinin farkındaydı. Gözlerini bir an olsun kaldırmıyorlar, her biri kendi tanrısından af diliyordu. Bense masanın bir kenarında kendime ait küçük bir imparatorluk kurmuş, o imparatorluğun surlarının yıkılışını bekliyordum. Gerçek olan, benim hayali imparatorluğumu yıkacaktı. Başarı olduğu kadar başarısızlık, sevgi olduğu kadar nefret dolu imparatorluktaki son vâris bendim. Kimse sesini çıkarmadı. Ta ki gerçeklik bizlere vurana kadar. Sonrası mühim değil, nereye istersek oraya gidebiliriz artık.

14.04.20