Hiç kendinizi ya da kişilik, kimlik dediğimiz şeyleri sorguladınız mı? Ben kimim? Karar vermekte yeterince özgür müyüm? İnsanın özbenliği diye bir şey var mı? Eğer toplumun içinde yaşayan, diğer insanlardan izole edilmiş biri değilseniz kendiniz hakkında çıkarımlarınız olmuştur. Çünkü insan meraklı bir varlık ve onun için neden? Sorusu çok ama çok önemli. Bazı durumlarda önünüze büyük problemler çıkabilir, onları belirli bir başlığa koyamayabilirsiniz. Bu gibi durumlarda profesyonel bir kişiden yardım almalısınız… Ya da cidden almalı mısınız?

David Rosenhan 22 Kasım 1929 doğumlu Amerikan bir psikolog ve şu anda onun hakkında konuşmamızın sebebi 1973 yılında yaptığı “Delilerin Arasında Akıllı Olmak” çalışması. Diğer adları ile “Rosenhan Deneyi” “Pat Deneyi”

Bu deneyin amacı ise bir insanın psikolojik rahatsızlıklarının ne kadar doğru belirlenebileceğini test etmektir ki Rosenhan bu noktada pesimist bir tavırdadır. Rosenhan makalesine şöyle bir giriş ile başlamıştır;

“Birçok cinayet davasında, suçlanan tarafın yanında olan psikiyatrlar, kişinin psikolojik durumu normal olmadığından ceza almaması gerektiğini savunurlar. Davacı tarafta yer alan, ünlü başka psikiyatrlar ise, aynı kişinin akıl sağlığında bir sıkıntı olmadığını ve ceza alması gerektiğini söylerler.”

— David Rosenhan

Bilim objektiftir! Ama yapılan tanılar birbirinden bu kadar farklıyken nasıl olur da bu tanıların bilimsel kriterlere dayandığını söyleyebiliriz? İşte Rosenhan’ın savunduğu fikir ve onun bu işe başlamasındaki motivasyon tam olarak buydu. Şimdi gelelim bu deneyin ilerleyişine. Öncelikle bu deney iki kısımdan oluşuyordu.

BİRİNCİ KISIM

Rosenhan, içinde kendisinin de bulunduğu 8 kişilik bir grup hazırlar. Bu grupta üç psikolog, bir psikiyatr, bir öğrenci, bir pedagog, bir ev kadını ve bir ressam bulunur ve bu insanların hiçbir psikolojik problemi yoktur.

Bu kişiler sahte kimlikler ile bir kliniğe gidip belirli sesler (boşluk kelimesi) duyduklarını söylerler ve kendilerini hasta olarak kabul ettirirler (deney ülkenin beş farklı eyaleti ve bu eyalete bağlı farklı hastanelerde yinelenmiştir). Daha sonra tanılar konur, denekler deney gereği normal hareketler sergilerler. Sonrasında iyileştiklerini, artık sorunlarının kalmadıklarını söylerler ancak görevliler tarafından pek de ciddiye alınmazlar. Denekler beyanlarını tekrarlar ama durum nafiledir, Rosenhan kararlıdır ve deney istifini bozmaz. Deneklerin en az hastanede kalanı yedi gün, en fazla kalanı ise elli iki gün ağır ilaçlar ve terapiler eşliğinde tedavi edilir ki taburcu olmaları için de hasta olduklarını bir yerden sonra kabul etmeleri gerekir. Doktorlar sekiz kişiden yedisine şizofreni ve birine de manik depresif psikoz tanısı koyarlar. Ki bu tanıları koymalarındaki asıl etmen ise Rosenhan’ın belirlediği boşluk kelimesinin psikolog ve psikiyatristler tarafından varoluşsal krizler ile alakası olabileceğinin düşünülmesiydi.

Deneyin sonunda tüm klinikler tarafından hasta olarak nitelendirilen bu kişiler, taburcu olduklarında da gerileme dönemindeki şizofreni teşhisi konularak hastaneden ayrılırlar. Rosenhan’a göre bu tanı, akıl hastalıklarının iyileştirilebilir olarak görülmediğini gösteriyor; çünkü gerileme durumunda şizofreniye sahip olmak, aklı başında olduğunuz anlamına gelmiyor, hasta olan hala hasta kalıyor. Etiketlenen insan da o andan itibaren yaşamına o sıfat ve o hastalıkla birlikte devam ediyor.

İKİNCİ KISIM

Rosenhan, birinci kısım gerçekleştikten ve deneyin ilk sonuçları paylaşıldıktan sonra, basında ve psikoloji dünyasında büyük bir sansasyon yaratıyor. Tabii ardından deneye gelen tepkiler gecikmiyor ve iftiralar atılıyor. Bu olaylardan sonra bir hastane yönetimi Rosenhan’a meydan okuyor. Kendilerine haber verilmeden üç ay boyunca onlara sahte hastalar göndermesini istiyor ve gerçek hastalar ile sahte olanları ayırt edebileceğini iddia ediyor. Teklif kabul kabul ediliyor ve deneyin ikinci kısmı burada başlıyor.

Aradan üç ay geçiyor ve hastane yönetimi sonuçları açıklıyor; yatan yüz doksan üç hastanın kırk birinin şüpheli olduğunu ve on dokuz kişinin ise kesinlikle sahte hasta olduklarını bildiriyorlar. Rosenhan ise bu bildiriden sonra hastaneye hiç hasta yollamadıklarını söylüyor. Meydan okumanın galibi bu beklenmedik cevap ile Rosenhan oluyor.

Bu olaydan sonra Psikoloji dünyası durumu kabulleniyor ve Rosenhan şu açıklamayı yapıyor.

Psikiyatri hastanelerinde akıllı ile akıl hastasını ayırt edemediğimiz aşikar. Akıl sağlığı tamamen yerinde olduğu düşünülen on dokuz kişiyi ne yapacağız? Bu kanıya varan hastane personeline nasıl güveneceğiz? Bunu asla bilemeyeceğiz. Ama kesin olan bir şey var. Bu çok ama çok ciddi hatalara bu kadar kolay düşebilen bir sisteme asla güvenemeyeceğimiz.

— David Rosenhan

SAHTE HASTALAR

Deneyin ardından denekler yaptığı açıklamalarda diğer hastaların kendilerinin sahte olduklarını farkettiklerini ama hastane personellerinin onları asla farketmediklerini belirtmişlerdir.

SONUÇ OLARAK

Bu deney Amerikan Psikiyatri Birliğinin, Akıl Hastalıklarının Tanı ve İstatistik El Kitabı adlı rehberini değiştirdi. Hastanede olan diğer hastaların bir gün iyileşebileceği fikrini sağlık çalışanlarına ve diğer insanlara aşıladı.

Rosenhan aykırılığı sayesinde kendini problemli olarak gören birçok insanın hayatına dokundu ve istifini bozmadan bildiği yolda hareket etti. Şu an her ne kadar mükemmel olmasa dahi daha anlaşılabilir ve daha kapsamlı bir tıp literatürü varsa önümüzde, bu aykırı psikoloğun payı çok ama çok büyük.

© Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir