Nazilerin , Yahudilere yaptıkları zalimlikleri hepimiz biliriz. (Gaz odaları , aç bırakma ,egzoz dumanıyla boğma , denek olarak kullanma vb.) Veya hepimiz Amerika ‘nın Iraklı askerlere yaptığı Çin işkencelerini duymuşuzdur. Peki aslında bunu yapan insanlar yani görevini yerine getiren insanlar suçlu mudur? Neden yaparlar , vicdanları hiç mi sızlamaz ? Veya neden sorumluluk başkasının üzerinde olunca , yani yapacağı şeylerden sorumlu olmayacağı durumlarda sorumlu olsaydı yapamayacaklarını yapar? Gelin insanın vicdanı ve otorite arasında ki muhteşem savaşı konuşalım … 

Sorularımızın cevabı 1961 senesinin Temmuz ayında Yale Üniversitesi’nden psikolog ,Solomon Asch’in ‘Uyumluluk’ deneyi üzerine tez yazan Dr.Stanley Milgram’ın düzenlediği Milgram Deneyinde saklı . Milgram’ın zihininde bir ampül yakan olay ; bir dava … Adolf Eichmann ‘ın davası . 11 Nisan 1961 başladı bu mahkeme . Adolf Eichmann Arjantin’de yakalanan bir Nazi SS subayıydı. Kendisi İkinci Dünya Savaşı sırasında toplama kamplarında ki işkence ve soykırımdan sorumluydu . 3 milyon Yahudi’nin ölümün de doğrudan sorumlu tutulduğu için ,Kudüs’te yargılanmış ve idama mahkum edilmiştir. Kendisi İsrail Devletinin ilk ve tek idam ettiği kişidir. 

Adolf Eichmann , dar ağacındayken.

Milgram bu davayı incelerken aklına gelen soru şudur : “Soykırımın sonuçları, Eichmann ve benzerleri tarafından da benimsenmekte miydi, yoksa bu kişiler, otoriteye boyun eğdikleri için mi soykırım yaptılar?”  

Yani kısaca kişilerin şahsi görüş ,düşünce ve vicdanlarına rağmen otoritenin emirlerini yerine getirmeye olan yatkınlıkları analiz etmek amacıyla yapılmıştır . 

Deney içerisinde 3 kişi bulunmaktadır . Bu üç kişi sırayla araştırmacı , öğretmen ve öğrencidir. Denek “Öğretmen”dir . Otorite’yi ise “Araştırmacı ” temsil eder ve emirleri veren kişidir. Öğretmen , otoriteden(araştırmacı) gelen emirleri uygulayan konumdadır .Son kişimizse “Öğrenci”dir. Öğrenci , aktördür . “Aktör” denmesinin sebebiyse kendisi deneyi yapan araştırmacı tarafından önceden bilgilendirilmiş ve acı çeker rolü yapacaktır . Tabi olarak denek bundan haberdar değildir.  

Deney düzeneği.

Deneyden önce, denek ve aktör olan kişiye, rollerini belirlemek üzere, sanki rastgele belirleniyormuş etkisi yaratmak için üzerinde roller yazılı iki kağıttan birini rastgele seçmeleri istenir. Esasında iki kağıtta da, “öğretmen” yazmaktadır, dolayısıyla denek olacak kişi kesinlikle öğretmen olacak, önceden ayarlanmış aktör ise öğrenci konumunda kalacaktır. Bundan sonra öğretmen ile öğrenci birbirinden ayrı odalara konur.  

Deneğe , deney öncesinden şok verilir(40 voltluk hafif bir şok) ve kendisinin, öğrenciye şok verdiğinde öğrencinin deneyimleyeceği acıyı deneyimlemesi sağlanır. Akabinde deneğe birkaç çift kelime verilir ve öğrenciye bu kelimeleri öğretmesi istenir. Öncelikle, elindeki listedeki sözcükleri aktöre, yani öğrenciye okur. Sonrasında, bir kelime ve o kelimeyle eşleşebilecek 4 şık okur. Eğer ki öğrenci, hatalı şıkkı seçerse ki bilerek aktör bu şıkkı seçer, öğretmenin kendi vermesi gerekmektedir. Her bir hatalı eliyle elektrik şoku cevaptan sonra elektrik şokunun şiddeti 15 volttan başlayarak, her sefer 15 volt arttırılacaktır. Eğer ki öğrenci doğru cevap verirse, öğretmen bir sonraki soruya geçecektir.  

Denekler , aktörlerin elektrik aldığını sanmaktadır .Ama aslında aktörlere elektrik iletilmiyordu . Elektrik veriliyormuş gibi rol yapıyor ve önceden elektrik seviyelerine göre kayıt edilmiş bağırma sesleri teypten çalınır aktör gerçek acı çekiyormuş gibi inler . Deneyin çokomelli kısmı (çok önemli) burada başlar. Kimi denemede, aktör, rollerin belirlenmesi sırasında deneği, kendisinde bir kalp sorunu bulunduğuna ikna ederek duygusal bir koşul oluşturur. Kimi denemede ise bu yapılmamıştır. İki durumda da, her yanlış cevaptan sonra verilen şoktan ötürü aktörün verdiği tepkiler (bağırma, inleme, ağlama, vs.) artar ve bir noktadan sonra aktör, duvarlara vurarak acıyı iyice anlatmaya çalışır. 

Dr. Stanley Milgram ve araştırma görevlileri .

Denek dayanamayarak deneyi durdurmaya çalışırsa – ki genelde 135 V sonra deneyin amacını sorguluyorlardı , elleri terliyor ,dudaklarını ısırıyor ,mırıldanıyor ,mızmızlanıyor hatta bazıları gerilme krizleri geçirip kahkalara boğuluyordu.- . Her talebinde aşağıda ki cümleler söylenir : 

1-Lütfen devam edin.  

2-Deney gereği devam etmeniz gerekmektedir. 

3- Devam etmeniz gerçekten çok önemlidir.  

4-Başka seçeneğiniz bulunmuyor, devam etmek zorundasınız. 

Eğer ki 4 durdurma denemesi sonrasında, denek halen durdurmak isterse, deney gerçekten de durdurulur. Eğer ki otoritenin bu emirlerine boyun eğecek olursa, deney her yanlış cevapta 15 volt arttırılacak şekilde şokların denek tarafından, kendi elleriyle uygulanmasıyla devam eder.  

Eğer ki aktör , içerideki odadan deneyin durdurulması için yalvaracak olursa ve denek bu yalvarmayı ileri sunarak deneyi durdurmak isterse , şu söylenmektedir : 

Öğrencinin hoşuna gitse de, gitmese de, her bir kelime çiftini öğrenene kadar devam etmek zorundasınız, dolayısıyla lütfen devam edin.”  

Eğer ki denek, bu emirlere boyun eğerek şok vermeyi sürdürürse, art arda 3 defa 450 voltluk şok verdikten sonra (ki bu, neredeyse kesin olarak her insanı öldürecektir), deney durdurulur. 

Deneyden önce Milgram , bir anket yapmıştır .İnsanların genel olarak kendileri böyle bir deneye tabi tutulsalardı, nasıl tepki vereceklerini anlamak için Yale Üniversitesi öğrencilerine ve akademisyenlerine bir dizi anket uygulamıştır. 

Dr. Stanley Milgram

Bu ankette katılan insanlara 450V maksimum şoku ,böyle bir deneyde uygulama ihtimalleri 0’dan 4’e kadar 5 kademeli bir puan değeri üzerinden değerlendirmelerini istemiştir. Ankete 100 öğrenci katılmış ve hepsi 0 ile 3 arasında puanlar vermiş ve bu puanların genel ortalaması ise 1.2 çıkmıştır. Yani neredeyse kimse, bu kadar yüksek bir dozu sadece emirler öyle söylüyor diye uygulamayacağını iddia etmiştir. Milgram ‘da deneklerin 150 V’tan fazla şok verilmeyeceği tahminin de bulundu . Yale Üniversitesi’ndeki bir grup psikiyatrist ve psikolog arasında yaptığı ankette de, deneklerin sadece yüzde 1’inin 450 V’a kadar çıkacağı tahmini yapılmıştı.Ama tahminler tutmadı ,anketler ise yanıltı . İlk denet grubunda bulunan 40 denekten 26’sı ,yani %65 ‘i aktörün , çığlıklarını , bağırışlarını, tepinişlerini, yalvarışlarını duyduğu halde 450V’a çıktı . Daha da kötüsü , deneklerin teki bile , 300 V seviyesinden önce deneyi bırakmadı… 

Denek

“Milgram, ‘İtaatin Riskleri’ başlıklı makalesinde, deneklerin kötülük yaptıklarını düşünmediklerine dikkat çekiyor. Bir zulmün parçası olan sıradan insan, sadece görevini yaptığını düşünüyor. Böylece, içinde herhangi bir nefret ve düşmanlık hissetmeden de muazzam bir yıkıcılığın parçası haline gelebiliyor.  

Ahlakın temel ilkeleri ile çatışan bir hareket yapmaları istendiğinde, çok az insan bu emre direnebiliyor. Bir hiyerarşinin ve otoritenin emrini yerine getirdiğini düşünen kişi, oluşan zalimlikten kendisini sorumlu görmüyor. Milgram’a göre bu itaatin zararlı sonuçlarının oluşmaya başladığı kritik eşik. Bu eşiği geçen kişi her kötülüğü yapmaya hazır hale geliyor. 

Yine deneğin, öğretmen rolünü kurayla kazandığını düşünmesi de çarpıcı bir detaydır. Yani, denek, aslında elektrik şoku verilecek öğrenci de olabilirdi. Bu durumda, yan odada elektrik şokuyla acı çeken kişinin kendisi de olabileceğini bildiği halde, hiçbir empati hissi yaşamadan otoriteye itaate devam ettiler. 

Milgram, sonradan deneyini, itaatin farklı varyasyonlarını test ettiği daha izole faktörlerle de tekrarladı. Bir varyasyonda, deneyi daha az bilimsel görünen bir mekan ve ortamda yaptı. İtaat oranı yüzde 48’e kadar düştü ancak hala çok yüksek bir orandı.  

Denek

Bir başka varyasyonda ise deney yöneticisi rolünü oynayan deneğin yanı başında oturmak yerine telefonla yönetti. Odada otorite figürü olmayınca, deneklerin sadece yüzde 21’i 450 volta kadar çıktı. Milgram, odada otorite olmayınca, bazı deneklerin voltajı her yanlış soruda 15 volt artırmak yerine daha düşük voltajda şok verdiklerini gözlemledi. 

İlginç bir başka varyasyonda ise deneğin yanı başında, bir yerine en az 2 otorite figürü yer aldı. Bu iki otorite figürü, voltaj yükseldikçe, kendi aralarında deneğin de duyabileceği yükseklikte, devam edip etmemeyi tartıştı. Bu varyasyonda, tek bir denek bile devam etmedi.  

Yine, öğrenci ile denek arasındaki mesafe de sonucu etkileyen bir başka faktördü. Şok verdikleri öğrenciyi gözleriyle de gören deneklerin sadece yüzde 40’ı itaate devam edecekti. Kurbanı görmek, empatinin gücünü artırıyordu.  

Cinsiyetin de çok fark oluşturmadığı tespit edilecekti. Kadın denekler de erkek deneklerle neredeyse aynı oranda otorite emirlerine itaat sergileyerek zulmü sürdürüyordu. Tek fark, kadınların kendi iç dünyalarında çatışma yaşadığı daha belirgin gözlemlenebiliyordu . 

 Stanford Üniversitesi psikologlarından Philip Zimbardo, Milgram deneyindeki bir başka ayrıntıya dikkatimizi çekiyor: 

Milgram’ın araştırmasıyla ilgili sorulacak soru, ‘normal insanların çoğunluğu neden böylesi bir kötülüğü yapabiliyor?’ sorusu değil, ‘açıkça acı çeken birine acı vermeyi reddeden itaatsiz azınlık ne yaptı?’ sorusudur. Deneye devam etmeyi reddedince, bu zulmü durdurmak için müdahalede bulundular mı? Acı çeken mağdurun yardımına koştular mı? Hayır! İtaatsizlikleri bile ‘onaylanma’ endişesi çerçevesindeydi. Koltuklarından kalkmadılar bile. Oturmaları istenen sandalyede kibarca oturup, otoritenin onlara çıkmalarını söylemesini beklediler.” 

Philip Zimbardo

Kısaca bu deneyden çıkarılacak sonuç şudur : Uygun ortam ve şartlarda , belirli bir oterite altında kişinin ahlaksal olgularıyla çelişse bile ,oteriteden gelen emiri uygulayacağıdır . Yani hepimizin içinde uygun koşullarda dışarı çıkarılmayı bekleyen itaatkar bir işkenceci olabilir.  

“Milyonlarca siyahın ülkeye getirilip köle yapılması, Amerikan yerli nüfusunun imhası, Japon kökenli Amerikalıların toplama kamplarına tıkılması, Vietnamlı sivillere napalm kullanılması, demokratik bir toplumun otoritesince, toplumun itaati sağlanarak gerçekleştirildi”. 

-Dr.Stanley Milgram  

“İnsanlığın uzun ve iç karartıcı tarihine baktığınızda, itaat adına işlenen korkunç suçların, isyan adına işlenenlerden çok daha fazla olduğunu görürsünüz”  

-İngiliz Fizikçi ve Edebiyatçı C.P. Snow  

C.P. Snow

Bu deney sonunda aklıma bir iki soru taklıdı .Bunları sizinle paylaşarak bitirmek isterim …  

1-

2Eichmann ne kadar suçluydu veya suçlu muydu? 

Sizce bu soruların cevapları nedir ?  

Araştırmalar | Üveys Can (#Antiverf ) 

Daha fazlası için : 

1- https://evrimagaci.org/milgram-deneyi-otoriteye-nasil-boyun-egiyoruz-954 

2- https://www.guncelpsikoloji.net/psikolojik-deneyler/milgram-in-itaat-deneyi-h2347.html 

3- https://www.bilgiustam.com/stanley-milgram-deneyi-nedir/ 

4- https://www.youtube.com/watch?v=1JXQr8HgqNI 

5- https://www.kitapyurdu.com/kitap/deney/365273.html 

6- https://www.youtube.com/watch?v=XklZdH6beio  

7- https://www.youtube.com/watch?v=udkplJpQAW8 

© Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir