Sansür, söz konusu materyalin sakıncalı, zararlı, hassas veya “uygunsuz” olarak görülmesi temelinde konuşmanın, kamuya açık iletişimin veya diğer bilgilerin bastırılmasıdır. Sansür hükümetler, özel kurumlar ve şirketler tarafından yapılabilir. Ancak ve ancak başlıca hükümetler olmak üzere sansür izleyiciyi veya okuyucuyu koruma kapsamının sınırları dışında kullanılarak ifade özgürlüğü ve hürriyeti zedeleyebilmek ve gasp edilebilmektedir. Doğrudan sansür, türüne, konumuna ve içeriğine bağlı olarak yasal olabilir veya olmayabilir. Pek çok ülke kanunen sansüre karşı güçlü koruma sağlar, ancak bu korumaların hiçbiri mutlak değildir.

Türkiye’de sansürün tarihi

Türkiye’de bilinen ilk sansür 1857 yılında çıkarılan Matbuat Nizamnâmesi ile uygulanmıştır. Bu kanun ile izinsiz basım yapanlara, osmanlı tebaası aleyhinde yayım yapanlara para, hapis ve matbaa kaptma cezası verilmiştir.

Türkiye’de basım yayım sansürü bu ilk sansürden sonra da artarak devam etmiştir. Ama gerekli ama gereksiz olarak. Yılların geçmesi çağın değişmesiyle birlikte hayatlarımıza radyo, televizyon, internet gibi kitle iletişim araçları eklenmiştir. Gün geçtikçe kitlelere hitap edilen araçların ve platformların değişimi farklı boyutlara ulaşmıştır.

İlk radyo sansürü 7.ve 8. Türkiye hükümeti batılılaşma gerekçesiyle 2 Kasım 1934 tarihinden 6 Eylül 1936’ya kadar Türk müziğinin radyoda çalınmasının yasaklanmasıyla gerçekleşmiştir. İlk televizyon yayını sansürüyle ilgili net bir bilgiye ulaşamamış olmakla birlikte televizyon yayınlarına yönelik sansürün ve düzenlemelerinin fark edilir biçimde artmasının RTÜK’ün kuruluşuyla birlikte olduğu aşikardır.

Zaman ilerledikçe radyo ve televizyon usulca hayatımızdan çekilip yerini daha güçlü ve etkili olan internete bıraktı. İnternetin hayatlarımızın temel faktörlerinden biri olmasıyla daha çok ses, fikir,düşünce duyulmaya başlandı. 1997 görme engelli bir bireyin belediye çukuruna düşüp yaralanmasıyla ilgili protesto yapan insanların polsin sert müdahalesiyle karşılaştığı görüntüler internette yayılmıştır. Bunun üzerine bir forum sitesinde A.E.E. polisin aşırı müdahalesine yönelik polis kyryluşuna yçönelik sert söylemlerde bulunmuştur. Olayın ardından yargılanan A.E.E. 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Böylelikle bu olay ilk internet sansürü olarak kaydedilmiştir. 1997’den bu yana internet üzerinden sansür hiç duraklamamış olup artarak devam etmiştir.

Düzenleme mi ? Sansür mü ?

Sosyal medyaya yönelik atılan son adım 30 temmuz 2020’de Resmi Gazete’de yayınlanan yasa değişikliğiyle yapılmıştır. Kamuoyunda ve mecliste oldukça uzun süre tartışma yaratan bu kanun düzenlemesi tüm karşıt görüşlere rağmen kabul edilmiştir ve 1 Ekim 2020’de yürürlülüğe girmesi kararlaştırılmıştır. Peki bu yasa neleri kapsamaktadır?

Sosyal medyaya kapsamlı düzenlemeler getiriyor ve Twitter ve Facebook gibi 1 milyondan fazla kullanıcısı olan yabancı sosyal medya şirketlerinin ülkede bir temsilcisi olmasını şart koşuyor. Yeni yasaya göre, sosyal medya sağlayıcılarının, bu kararlara uymaması halinde 1,5 milyon dolara kadar para cezası, bant genişliği kısıtlamaları, reklam yasakları ve erişim yasakları uygulayanabilecek. Sosyal medya platformları, hükümetin ve bireylerin platformlarında barındırılan ve saldırgan kabul edilen içeriği engelleme veya kaldırma taleplerine yanıt vermekle sorumlu olacak. Buna uymak için 48 saat tanınacak ve yanıt vermezlerse 700.000 dolardan fazla para cezasına çarptırılabilecekler. Ayrıca bu gibi platformlara yerel kullanıcı verilerini Türkiye’de depolama şartı getirilecek. Hükümet, tasarıyı Türkiye’deki yaklaşık 55 milyon kullanıcıyı dezenformasyondan koruma çabası olarak savunuyor.

Muhalefet ve hak grupları neden endişeli ?

Türkiye’nin ifade ve ifade özgürlüğü konusundaki sicili şimdiden düşüşe geçmiş durumda. Türk internet özgürlüğü takipçisi İfade Özgürlüğü Platformu’nun raporuna göre, Türkiye’de 2019 yılı sonuna kadar 408.000’den fazla web sitesi engellendi. Aynı dönemde 7.000 Twitter hesabı, 40.000 tweet, 10.000 Youtube videosu ve 6.200 Facebook içeriği engellendi. Bazı şirketler, bazı içerikler için Türk mahkemelerinin kaldırılma kararlarına uyarken, diğer taleplerini göz ardı etti. Yeni yasa, şirketleri kaldırma emirlerine uymak durumunda bırakıyor. Muhalefet durumu ” eleştirel düşünceyi susturmak ” olarak adlandırıyır.

haftaya yeni bir konuda görüşmek üzere esenlikle kalın.

© Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir