Basın Özgürlüğü

Basın özgürlüğü ve fikir hürriyeti pek çok ülke tarafından gerek anayasa gerekse İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi uluslararası sözleşmelerce güvence altına alınmıştır. Fakat tahmin edilebileceği üzere yasalar ve sözleşmeler pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da tam manasıyla tatbik edilememektedir.

Worldwide Governance Indicators (WGI) projesine göre, yönetim kalitesini yansıtan en önemli şeylerden biri, “bir ülkenin vatandaşlarının hükümetlerini seçmeye ne ölçüde katılabilecekleri, ifade özgürlüğü, protesto özgürlüğü ve özgür medyadır. “. Ayrıca ifade ve medya özgürlüğü olduğunda hükümetlerin daha net,şeffaf ve daha az yolsuzluğa kapıldıkları aynı projede vurgulanmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus bir ülkenin yönetim kalitesinin tek bir somut etkene bağlı olmadığıdır. Yönetim kalitesini ve refahı arttırmaya yönelik atılan ve planlanan adımlar teorik olarak ne kadar mükemmel olursa olsun hak ve özgürlüklerin ” hasarlı ” olduğu yönetimlerde teorik olarak başarılı olmaktan ileri gitmesi bek olanaklı değildir. Dolayısıyla ” Basın özgürlüğü ” sanıldığından daha derin ve incelikli bir sorundur.

Peki ya Türkiye ne durumda ?

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, dünyadaki 180 ülkede basın özgürlüğünün durumunu mercek altına aldığı 2020 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ni kamuoyuna açıkladı. Türkiye listede 154’üncü sırada yer aldı. Freedom House, 2019 raporunda Türkiye’yi hem Basın hem de İnternet Özgürlüğü’nde “Özgür olmayan” ülkeler kategorisinde değerlendirdi, bu Türkiye’deki sansür ve “düzenleme” yasalarının globale göre ne kadar sert ve katı olduğunu gözler önüne sermektedir. Türkiye globalde yerleşik bir demokrasi olarak görülse de, basın sansürünün varlığı bu konuda sürekli bir çatışma yaratmaktadır.

Gel gelelim tutuklu gazeteciler konusuna. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından yayınlanan dünya çapında öldürülen, gözaltına alınan ve rehin alınan gazeteciler hakkındaki en son yıllık raporu, Türkiye’nin gazetecileri hapse atma konusunda hala en kötü kayıtlardan birine sahip olduğunu gösteriyor. Rapora göre, Türk gazeteciler çoğunlukla “yasadışı veya terörist siyasi gruplara üye olma” veya “terör propagandası” suçlamalarıyla yargılanıyor, ancak bu son iki yıldır artışa geçen bir neden daha var “Cumhurbaşkanına hakaret” . Bu yıl içerisinde pek çok gazetecinin bu nedenle yargılandığı belirtilmektedir. Raporda, Türk adalet sisteminin de hükümetin yüksek baskısı nedeniyle kararlarında tutarsız göründüğü belirtilmiştir.

Her yıl ülkemizde sadece habercilik yaptığı gerekçesiyle hakkında soruşturma açılan ve ceza alan gazeteci sayısı artmaktadır. Bu gibi yöntemlerde haberciliğin kısıtlanması özgür ve bağımsız yayıncılık yapan kurum ve kişilerin oldukça azalmasına sebebiyet vermektedir. Yukarıda da bahsetmiş olduğum üzere kendi ülkemiz bazında pek parlak bir konumda olduğumuz söylenemez. Özgür habercilik yapmaya çalışan sayılı kişi ve kurumlar her gün daha çok baskı altında kalmaktadır. Basın özgürlüğü konusunda ülkece sınıfta kalmış olmamız durumu sadece özgürlükler kategorisini alaka etmemektedir. Fikir ve düşüncelerin özgürce beyan edilemediği bir ortamda ne ekonominin gelişmesi beklenebilir ne de yönetim kalitesinin.

Haftaya sansür konusunu konuşmak üzere esnelikle kalın.

© Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir