“Ego şahlanmış bir at üzerindeki şövalye gibidir. İd ile süperegonun isteklerini uzlaştırmaya çalışan hakemdir.” –Sigmund Freud

Sigmund Freud psikanalizin “yapısal kuram”ı olarak adlandırılmaya başlanacak olan Ego ve İd kitabını 1923 yılında piyasaya sürdü. Freud, psikanalitik kuramında zihnin üç temel kavramdan oluştuğunu düşünmekteydi. Bu kavramları sırasıyla id (alt bilinç), ego (benlik) ve süperego (üst benlik) olarak adlandırmıştı.

İd (Alt Benlik)                  

Doğumdan itibaren var olan tek katmandır.

İd, zihnin en ilkel ihtiyaç dürtülerini temsil eder. İnsan psikolojisinde oluşan cinsellik ve saldırganlık içtepileri id etrafında şekillenir; açlık, cinsellik, boşaltım gibi isteklerimizin temelinde o vardır. İçgüdülerimizi ve doğuştan varolan her şeyimizi içermektedir. İşlemleme biçimi tamamen gerçeklik ve mantıkla uyuşumsuzdur.

Akıl ve ahlak dışıdır, hayvanlar ile ortak özellikte çalışmaktadır. Her canlıda besin ihtiyacı, üreme (cinsel haz) ve saldırganlık güdülerini id tetiklemektedir.

Kişiliğin bu katmanı tamamen bilinçaltıdır ve dürtüsel, ilkel, bazen mantıksız ve hayal odaklı davranışlardan oluşmaktadır.

İd, hayatın ilk dönemlerinde çok önemlidir çünkü bebeğin ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlar. Örneğin, bebek acıktığı zaman ağlar ve bu ihtiyacı karşılanana kadar da ağlamaya devam eder. Çünkü bebekler tamamen haz ilkesinin kurallarına göre davranırlar.

Ego (Benlik)

Ego, kişiliğin gerçekle ilgilenen kısmıdır.

Ego, insanoğlunun dış dünya ile uyum içerisinde yaşamasını sağlayan zihinsel işlevler bütünüdür. Kişiliğin düzenleyici, denge ve uyum sağlayıcı bileşenidir.

Saf id ile doğan bir bebek büyüyüp dış dünya ile tanıştıkça id’in sağladığı içgüdüsel dürtülerin gerçekliğin (toplumun normları, tabuları ve yasaları) dayatmaları altında doyurulması gerektiğini öğrenir. Bu durumda alt benliğin bir kısmı evrimleşerek egoyu (benliği) oluşturur.

Freud’un görüşüne göre, ego ilkel dürtülerimizi, manevi idealleri ve tabuları ve gerçeğin sınırlamalarını dengelemek için id, süper ego ve dış dünya arasında aracılık etmektedir. Sağlıklı bir ego gerçekliğe adapte olma ve dış dünyayla etkileşim kurma yeteneği hem idi hem de süper egoyu barındıracak şekilde sağlar.

Tamamen akıllı ve rasyonel ancak yanlış şeylerin önüne geçmeyebilir. (Örneğin id kapkaç yapmanızı ister, ancak ego gerçekçiliği olaya katarak sizin kapkaçı tenha bir yerde yapmanızı söyler.)

Süper Ego (Üst Benlik)

Kişiliğin son katmanı süper egodur.

Zaman içerisinde egonun bir parçası toplumsallaşma ve değerler ile ilgili olarak evrimleşerek süperego katmanını oluşturur. Süperego, id tarafından gönderilen içtepileri ahlak kavramıyla tanıştırır ve buna bağlı olarak uygunsuz sayılacak istekleri erteleme veya yok sayma yoluyla örtbas eder.

Süper egonun iki tarafı vardır: vicdan ve ego ideali. Bunlar, pozitif ve negatif taraflar gibi işlevlerini yerine getirirler. Vicdan, cezalar ve uyarıları içerir; ego ideali, ödülleri ve olumlu pekiştirmeleri ele alır.

Süper ego, dünya görüşünün, normlarının ve çocukların ebeveynlerinden ve etrafındaki çevreden genç yaşta kendine kattıklarının içselleştirilmesinin üzerine kuruludur. Vicdan olarak, doğru ve yanlış duygularımızı içerir. Freud’a göre, süper ego 5 yaşlarında belirmeye başlar.

Immanuel Kant’a göre süperego, ödev ahlakı yapıya hizmet etmektedir. Kant için ahlak; toplumca iyilik olarak kabul edilen bir eylemi hiçbir çıkar elde etme arzusu olmaksızın tamamen içinden geldiği için yapmaktır.

Etkileşim

Freud’a göre sağlıklı bir kişiliğin anahtarı id, ego ve süper ego arasındaki dengedir.

Eğer ego gerçeklik, id ve süper ego arasındaki dengeyi yeterli derecede sağlayabiliyorsa, sağlıklı ve uyumlu bir kişilik ortaya çıkar. Bu bileşenler arası dengesizlik ise uyumsuz bir kişiliğin oluşmasına neden olur. Örneğin, id’in çok baskın olduğu bir kişi, dürtüsel, kontrolsüz hatta suç davranışlarında bulunabilir.

Diğer yandan, süper egosu çok baskın olan biri de aşırı derecede ahlaki ve çok katı yargılayan bir insan olabilir. Genellikle mükemmeliyetçidirler.

Egonun çok baskın olduğu kişiler ise gerçekçidir ve kendi arzularını topluma uygun bir biçimde gerçekleştirmeyi hedeflerler. İdeale yakın ve dengeli bir insan modelidir.

© Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir