Başörtüsü, dinler öncesi dönemden beri pek çok kültürde farklı anlamlar yüklenerek kullanılmıştır. Kimi zaman aristokrasi sembolü, kimi zaman imanın bir parçası, kimi zaman da yaşatılan bir gelenek olarak hayatımızda yer almıştır.

Başörtüsü İlk Kez Ne Zaman Ortaya Çıktı?

Başörtüsü ilk kez Sümer kültüründe ortaya çıkmıştır. Günümüzden dört bin yıl önce döneminin evrensel standartlarına göre yazılmış Hammurabi Kanunları’nda ilk kez kadının sosyal statüsüne değinilmiştir. Metindeki 40. madde şöyledir:

“İster evli kadınlar, isterse dul kadınlar veya Asurlu kadınlar olsun, sokağa çıkarlarken başlarını açmamış olacaklardır. Fahişeler ve köleler örtünemez. Örtülü fahişeler tutuklanacaktır.”

41. maddede ise cariyesini örtmek isteyen bir adamın ancak onunla evlenirse bu dileğini gerçekleştirebileceği yazar.

Sümerlerin çok tanrılı dinine göre örtünme hakkını elde edebilen bir diğer kesim “mabet fahişeleri” dir.

Mabet Fahişesi’nin Sümerlerdeki Yeri Nedir?

Mabet fahişeleri, cinselliği hiçbir şekilde deneyimlemeyen rahibelerin aksine dini yükümlülüklerini bedenleri aracılığıyla yerine getiriyordu. Evlenmesi yasak olan papazlara hizmet ediyordu. Ayrıca cinsel tecrübe bakımından yoksun erkeklere cinsel eğitim verdiklerinden dolayı halk arasında bir öğretmen saygınlığına sahiplerdi. Bu saygınlığı koruyabilmeleri ve sıradan fahişelerden ayırt edilebilmeleri için örtünme, bu kadınlar için adeta bir ihtiyaçtı.

Eğer kadın kutsal görevi sırasında hamile kalırsa, doğan çocuk “Tanrı’nın Çocuğu” olarak nitelendirilirdi. Çünkü çocuk, Tanrı uğruna yapılan bir ibadet sırasında anne rahmine düşmüş olurdu. Günümüzde dini figürlere sorgulayıcı yaklaşan kesim, Hristiyanlığın bakirelik sembolü olan Hz. Meryem’ in de bu şekilde “Tanrı’nın Oğlu”nu, yani İsa’ yı dünyaya getirmiş olabileceğini söylemektedir. Dünyanın herhangi bir yerinde hangi kiliseye giderseniz gidin Meryem Ana’nın tüm heykeller ve tablolarda başörtülü olarak tasvir edildiğini görürsünüz. Tarihte kültürlerin kendilerinden sonra gelen kültürlere pek çok gelenek aktardığını göz önüne alırsak, Hz. Meryem’in bu mesleği icra ediyor olabileceği düşüncesi mantıksız değil.

İran ve Mezopotamya’da Başörtüsü

M.Ö. 6. yüzyıl civarlarında İran, Mezopotamya’ya hakim olduktan sonra Sümerler ve Asurlardan kalan “kadını örtme ve eve kapatma” geleneğini daha geniş bir coğrafyaya yayma fırsatı buldu.

M.Ö. 10. yüzyılın sonunda Firdevsi, Sasani İmparatorluğu ‘nun sonuna dek başa geçmiş İranlı kralları incelemiş ve ünlü Şehname’ sinde başörtüsü kültüründen bahsetmiştir. Firdevsi’nin belirttiğine göre kadınlar Farsçada “chador” denen bir başörtüsü takarken, bu örtü bizzat krallar tarafından da aristokrasi sembolü olarak kullanılmıştır.

Yahudilikte Başörtüsü

Yahudilikte kadınlar başörtüsünü iffet, evli olma, saygınlık ve soyluluk simgesi olarak takmıştır. Yahudi kadınlar için örtünme, başta geniş ve büyük şallar iken zamanla boyun ve saçların bir kısmı görünürlük kazanmıştır. 19. yy’dan sonra şapkayı tercih eden kadınlar yakın tarihte peruk takmaya başlamıştır. Günümüzde Yahudi kadınların çoğu sadece sinagoglarda başlarını örterken, gelenekleri yaşatmaya bağlı cemaatler peruk veya bone ile örtünmektedir.

Geleneğe göre dindar bir Yahudi kadını evlendikten sonra saçlarını tıraş eder ve ancak bu şekilde peruk veya boneyi takabilir.

Hristiyanlıkta Başörtüsü

İncil’de başörtüsüne dair örnek gösterilebilecek bir ayet bulunmadığından dolayı Hristiyanlar, bu konuda Katolikliğin önde gelen papazlarından Aziz Pavlus’un Korintlilere ithafen yazdığı bir mektubun izinden gitmişlerdir. Pavlus, o mektupta şöyle der:

“Başına bir şey takıp dua ya da peygamberlik eden her erkek, başını küçük düşürür. Ama başı açık dua ya da peygamberlik eden her kadın da başını küçük düşürür. Böylesinin, başı tıraş edilmiş bir kadından farkı yoktur. Kadın başını açarsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da tıraş etmesi ayıpsa,başını örtsün. Erkek ise başını örtmemelidir; o, Tanrı’nın benzeri ve yüceliğidir. Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratılmıştır. Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratılmıştır. “

Günümüzde Hristiyan kadınlar için başını örtme gibi bir zorunluluk yoktur. Ancak koyu Katoliklerin ve rahibelerin başlarını örttüğü bilinmektedir.

İslamiyet’te Başörtüsü

Örtünme kavramı, Kur’an-ı Kerim’in indirilmesinden 100 yıl sonrasına kadar sadece mahrem yerleri kapatma olarak algılanmıştır ve Müslüman kadınlar uzun bir süre başörtüsü kullanmamıştır.

Nur suresi 31. ayette Allah, kadınların gözlerini haramdan sakınmalarını ve “süslerini” açıkta bırakmayacak şekilde örtünmelerini emretmiştir. Ayette geçen “cilbab” kelimesi din alimleri tarafından başörtüsü olarak yorumlanmıştır ve Mü’min kadınlar bu yorumlar ışığında başörtüsü kullanmaya başlamıştır.

İslamiyette başörtüsü kavramı olup olmadığı, inananlar arasındaki en büyük tartışma konularından biridir çünkü Kur’an-ı Kerim, kadınlara diğer kutsal kitaplardaki kadar keskin sınırlar çizmemiştir.

Bu nedenle Türkiye’de başı açık veya “Şule baş” olarak bilinen tarzda türban takan kadınlar, İran’da saç çizgisi görünecek şekilde geniş şal takan kadınlar, Suudi Arabistan’da çarşaflı kadınlar, Pakistan ve Afganistan’da burkalı kadınlar görebilirsiniz.

Hak Olmayan Dinlerde Başörtüsü

Özellikle Hindistan coğrafyasında başörtüsü, kadınlar kadar erkekler arasında da yaygın olarak kullanılır. Hinduizm, Sihizm, Budizm vb. dinlerde kadınlar başlarından aşağı geniş şallar salarken erkekler başörtülerini “sarık” olarak bildiğimiz şekilde takarlar.

Sonuç

Başörtüsü, Sümerlerden beri insanlığın damarlarına işlemiş ve kalıcılığını kazanmış durumda. Dünya’nın birçok yerinde farklı yaşlardan, farklı dinlerden insan başlarını örtüyor. Başörtüsü, “inanç” ın en önemli sembollerinden biri.

Ancak bir kadının başını örtmesi ataerkil zihniyetlerde aynı zamanda kadının eve kapatılması anlamına geliyor. Bunun sonucunda istemediği halde başı kapatılan ve sosyal hayatına sınır koyulan kadınların sayısı azımsanamayacak kadar çok.

Dilerim, başörtüsünü bir gün sadece onu başında taşımak isteyen kadınlar kullanır. Günümüzde hala kadın-erkek arasında korkunç bir özgürlük uçurumu var,buna her kültürde farklı kısıtlamalar şeklinde rastlayabilirsiniz. Başörtüsü de kimi zaman devlet kanunu (Suudi yasaları gibi), kimi zaman aile-toplum baskısı şeklinde bu kısıtlamalardan biri oluyor.

Kadınları kısıtlamak yerine mutlu olacakları şekilde yaşamalarını sağladığımız zaman mutlu bir toplum inşa edebiliriz.

© Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir