Hiçbir şey yapmak istemiyorum artık. Ne uyumak ne oynamak ne konuşmak… Hiçbir şey. Böylesi duyguları her insan yaşar ve gayet normaldir ama ilk defa bu kadar derinden hissediyorum. Davranışlarımın değişmesi ve yüzümün asıklığı hemen kendini ele veriyor. Uyku düzeni denen olay kalmadı artık. Tüm günler birbirini takip ediyor ve bu yüzden uyumaya gerek duymuyorum. Uyusam ne olacak ki? Kalktığımda aynı olay, aynı kişiler ve aynı duygular. Uyumanın hiçbir anlamı yoktu hatta uyumamak bana daha çok şey kattı. Geceleri yıldızların ne kadar güzel parıldadığına bir kere daha şahit oldum. Gecenin sessizliğinde her şeyi daha net duymaya başladım; dışarıdan geçen bir kedinin hafif ayak sesleri, belki yarım saatte bir geçen bir arabanın motoru, küçük bir kuş sürüsünün iki cadde uzaktaki cıvıltıları, benden başka uyumayan insanların küçük konuşmaları…

Evet, benden başka insanlar da vardı gecenin bu saatinde ama onlarla aramızda bir fark vardı. Benim görebildiklerim ve sesini işitebildiklerim sadece odasının beyaz/sarı ışığını açanlardı. Gecenin bu saatinde ışıkları açmak mı? Her gece bu ışıkçı insanları “sanata gözlerini kapatanlar” olarak yorumluyorum ya da “gündüz özlemi çekenler”. Ben asla onlardan biri olmadım. Hiçbir zaman oturup yıldızları izlediğim, gecenin karanlığıyla konuştuğum o kutsal anı ışık ile kirletmedim, asla yapmadım. Bilmiyorum, belki benim gibileri de vardır çevremde ama onları geceleri görmem imkansız çünkü sanatsever insanların çoğu güzelliği kendilerine saklamak isterler. “Aman kimseler bulmasın. bu güzelliği her gün sadece ben tadayım!” diye düşüneceklerdir. Bu yüzden onları bulma çabalayışım samanlıkta iğne aramaya benzer ama ben iğneyi de önemsemiyorum. Gecenin estetiği sadece bana kalmasın, herkes görsün. Ne de olsa hepimize yeteri kadar güzellik var bu soluk mavi noktada. Son olarak sizlerden tek ricam var, geceleri ışıkları açmayın.

15.04.20