Beden, insanın insan olarak görünme aracıdır. Bu mânâda insanı insan kılan onun bedenidir.  O nedenle denilebilir ki toplumsal bir varlık olan insan, bedenle toplum sahnesine çıkar. Sosyal hayatta var oluş mekânı olan beden, her zaman çeşitli düşüncelerin,  araştırmaların , farklı anlamların önde gelen konularından olmuştur. Bedenlerin topluma sunuluşu veya aşamalı bir şekilde günyüzüne çıkması karmaşık bir süreçtir. Bu karmaşıklığın altında yatan sebep   bedenlerin yarışıdır. Vücutlara müdahale diğer bedenlerden veya insanın kendi iç dünyasından kaynaklanır. Dış dünyadan yapılanlar estetik piyasasından öne çıkma çabasına kadar pek çok faktörden kaynaklanabilir.

Küreselleşen algı

Evrenselleşen güzellik adı altında belirli algılarla güzellik ikonları yaratılmakta . Çoğu kadınlardan oluşan bir kitle aslında estetik ve güzellik sektörünün ideallerine ulaşamayacaklarını bilseler de , sosyal medyanın ve tüketici toplumun oluşturduğu baskı ile kendilerini bu sektöre kurban ediyorlar. Yeni gelişen teknolojiler ile artık kullanıcılar kozmetik sektöründen de bir süre sonra tatmin olmamaya başlıyorlar. Özellikle son zamanlarda ileri teknoloji estetik müdehaleleri ile insanlar daha acısız , daha makul fiyatlarda olduğunu fark ettiklerinden beri bu yöndeki talepler oldukça artmış bulunmakta. Güzellik enstitüsü kadınların narsist , savunmasız doğasınında ki açıkları bulup bu noktalarda baskı kurmaktalar . Bi yandan “ideal “ vücut ölçüleri adı altında yeni ikonlar yaratıyorlar diğer yandan da gene kendi oluşturdukları estetik sektörü tarafından bu ideallere kavuşma şansı veriyorlar. Böylelikle bir varoluş duygusu hissederek endüstirünün yarattığı yapay algıya bile isteye gönüllü oluyorlar.  

Güzelliğe “Biçilen” Önem

Tarihsel akış içinde yakın çağlara gelindiğinde ve hatta günümüze doğru artan biçimde, maddesel bir güzellik tasvirinin ön plana çıktığı, sanatta bu olgunun kadın bedeni üzerinden anlatıldığı görülür. Örneğin Rönesans döneminde kadının güzelliğinin sunumunun erkeğe hitap eden, güzelliğini erkeğe sunan ve varoluş nedeni erkek olan yönüyle kadın bedeninin merkeze alındığı söylenebilir. Bu konuda önemli açıklamaları bulunan Berger’e göre erkekler kadınları seyreder. Kadınlar da seyredilişlerini seyreder. Ona göre bu durum kadının kendisiyle olan ilişkisini de belirler. Kadının içindeki gözlemci erkek, gözlenen kadındır ve böylelikle kadın kendisini seyirlik bir şeye dönüştürür. Bu anlamda Rönesans dönemi resimlerinde kadının güzelliğine ve bedenine yapılan vurgu ile günümüz medyasındaki kadının sunumu arasında büyük benzerlikler vardır.

Günümüzdeki fark ise bu olgu yanlızca kadınları kapsamamaktadır. Kapitalizim de artık günümüzde erkek bedenini de dahil etmiştir. Antik çağlarda ruh güzelliğini öne çıkaran düşünce yapısı artık yerini  tamamen bedene ve beden güzelliğine bırakmıştır . Yakın çağlarda ve günümüzde beden, insanın kendi kimliğini ifade etmesinde çok büyük işleve sahip olmakla birlikte ne yazık ki tüketilen şeyler arasında diğer nesnelerden daha güzel, kıymetli ve eşsiz bir nesne olarak görülmektedir . Artık insanın varoluşunu gerçekleştirme, hayatta bir iz bırakma, beğenilir ve değerli olma, diğerlerinden farklı olma ve biriciklik gibi ihtiyaçları için gayret sarf edeceği tek “materyal” in kendi bedeni olduğu, ekonomik sistem tarafından öğretilmektedir.

Yıllara göre güzellik algısı

 Hemen hemen her 10 yıla bir sistem kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir algı belirlemektedir. Örneğin 1920’li yılların kadınları ise daha erkeksi ve seksi bir görünüme ulaşmak için kısa saçlı ve küçük göğüslüdürler. 1930-1940 dönemleri arasındaki kadınların ön plana çıkarmaya çalıştıkları vücutları olmuştur. Daha atletik ve sıkı vücutlar beğenilmektedir. 1990’lı yıllarda özenli ve atletik bir vücuda sahip olan kadınların yerini daha özensiz ve solgun kadınlar güzel olarak gösterilmeye başlandılar. Bu dönemlerde minimalist bir moda tercih edilmekteydi. Daha melankolik ve çelimsiz bir görüntüye sahip olmak bu dönemlerde daha önemliydi. 2000’li yıllara yani günümüze geldiğimizde ise güzellik algısı biraz değişken bir haldedir. Bir yanda Victoria’s Secret mankenleri bir yanda ise Jennifer Lopez gibi geniş kalçalı bedenler bulunmaktadır.

Fakat yine de şu an için güzel olarak nitelendirilen kadınlarda düz bir karın bölgesi, aşırı olmayacak şekilde bir zayıflık, büyük göğüsler, kalça ve olmazsa olmaz) bulunduğunu söyleyebiliriz. Günümüzde artan silikon ve türevleri işlemler de bu vücut yapısını elde edebilmek ve medyada kendini güzel bir şekilde ortaya sunabilmek için yapılmaktadır. Gerek instagram gerek youtube ve çeşitli medya üzerinden dayatılan algıya boyun eğmemiz ne kadar doğru. Günlerimizi başkalarının idealleri uğruna harcamak. Spor salonlarında sağlıklı bir beden için değilde fiziğimizle uğraşıyor olmak bizi de bir şekilde sistemin kölesi haline getirmez mi? Hepimiz 90-60-90 bir bedene sahip olmak , belirli markaların köleleri haline gelmek zorunda mıyız? Değiliz ama eğer bunu yapmazsak da toplumda çirkin damgası yemekteyiz . Bazı insanlar ya bu ideallere ulaşamadıkları için sonu ölümle sonuçlanan psikolojik hastalıklara yakalanıyorlar yada intihar girişimlerinde bulunuyorlar. Ne için sırf toplumun güzellik algısına uymadıklar için, herkes gibi sıradanlaşmak yerine kendileri olarak kalabildikleri için .  Bence  biz önce bu sektörlerle savaşmak yerine toplumda bu yönde olan tabuları yıkmalıyız. Asıl güzelliğin küçük bir burun , ince bir bel değilde ruhların berraklığı olduğunu anlamalıyız.  

Son Nokta

Eskiden bedeni sarmalayan ruh idiyse, günümüzde ruhu sarmalayan bedendir .Görünenin , görünmeyenin ötesini kavramaya ve anlamlandırmaya muktedir insan, tarihin bu kavşağında kendisini görünür olanın merkezine yerleştirmiş, anlam arayışında bedeninin sınırlarına hapsolmuştur. İzlediği büyüleyici bir doğa manzarası ya da sanat eserinin görüntüsü, kendi bedenini dâhil etmediği bir fotoğraf karesinde anlamsızdır. O, merakla izlenen her şeyin önüne ve merkezine kendisini yerleştirmeyi arzular. Dış dünyanın/ötekinin varlığına duyduğu beğeniyi ve yaptığı sevgi yatırımını geri çekerek bunu kendi bedenine döndürmektedir. Aslında temel budur…

© Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir