‘Geceye göz kırpan şehrin ışıkları. Karanlık, sessiz fısıltılar halinde dev gibi bir çığlığa hakim. Yıldızlar, soğuk rafta titremesine sebep olan geceye kızgın. Bazıları kayıp giderken son kez gülümsüyor. İşte, şimdi bir kez daha gülümsedi.” 

‘kayan yıldıza elimi uzatmak isterdim. Ancak kolumu bile kıpırdatmaya halim yoktu.

 Yurtta, koridorun sonundaki büyük camın önünde oturuyordum. Dizlerimi karnıma kadar çekmiş, açık saçlarımı sol omzumdan savurarak dışarıyı seyrediyordum. Şehrin ışıkları sanki onları izlediğimi bilir gibi göz kırpardı. 

Sol tarafta şehre giden yol ıssızken, çok az ilerimdeki orman; sessizliğe inat uğuldardı. Yurdun arka tarafından itibaren başlayan orman, tepenin bittiği yerdeki yokuşlarda bitiyordu. 

Bu yokuşları çıktığımızı hatırlıyorum okula girmeden önce. Zaman zaman çıkarken yorulup köşede soluklanırdık. Yoruyordu. Zaman gibi … Ya da çıktıktan sonra hemen soldaki çardakta oturup dinleniyorduk. Çardağın solunda küçük mandalina ağacı vardı.

Mandalina ağacını ektiğim zamanı hatırlıyorum. Daha küçücükken üzerinde gövdesinden büyük meyveler çıkmıştı. Tabi bir de daha büyümesini bekleyemeden yiyenler vardı ağacımın etrafında. Bir süre sonra ağacın ilk dalları kırılmaya başladı, sonra da kurumaya. Erken veda etmiştim.

Kurumaya yüz tutmuş dallarına hüzünle bakardım yurdun penceresinden. Acaba biri de beni böyle izliyor muydu?

Bu okulda en sevdiğim yer bu cam kenarı.

Hafif özlem, hafif kırgınlık ile

  22.11.2017