Öncelikle umarım başlık için doğru kelimeyi seçmişimdir “soykırım”… Yazıya  başlarken nasıl bir kelime bu olayı net bir biçimde ifade edebilir diye düşündüm. Katliam , zulüm, vahşet… Ama en uygun olanın soykırım olduğunu düşündüm sonra. Peki ne demek ; Soykırım bir grubun varlığını ortadan kaldırmayı amaçlamak demek , bir gruba veya  gruplara karşı şiddet içeren suçlar demek, soykırım demek yüzyıllardır belirli kitlelerin işlerine gelmeyen insanları ortadan kaldırırken ortaya bir zülüm çıkarmaları demek, soykırım şuanda Çinlilerin Uygur Türklerine yaptıkları demek .

Biz şuanda başımızda bir çatı , yanımızda ailelerimiz varken huzurla oturuyoruz . Peki  bizden birkaç bin kilometre uzakta olan uygur türkleri için durum aynı mı? Onlarda evlerinde aileleri ile huzurla oturabiliyorlar mı , yoksa daha 3-4 yaşlarından itibaren toplama kamplarına alınıp evcilleştirilmeye çalışan bir hayvan gibi boyunlarında tasmayla zincirleniyorlar mı ? Ve bizde kendi kanımızdan olan insanlara yapılan bu  soykırımda sessiz mi kalıyoruz ? Öncellikle kim bu Uygur Türkleri galiba bunu açıklamam lazım.

Uygur Türkleri Kimdir?

Uygurlar veya Uygur Türkleri, Orta ile Doğu Asya’dan kaynaklanan ve kültürel olarak bu bölgelerle bağlı bir Türk azınlık etnik grubudur. Uygurlar Çin’in resmî olarak tanıdığı 55 etnik azınlıktan biridir. Çin’in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Uygurların memleketi olarak tanınır.

Bununla birlikte, Çin Hükûmeti, Uygurları yalnızca çok kültürlü bir ulusa ait olan bölgesel bir azınlık olarak tanır ve Uygurların yerli bir halk olduğu yönündeki kavramı reddetmektedir. Uygurlar geleneksel olarak Tarım Havzası içerisindeki Taklamakan Çölü’nde bulunan vaha yerleşimlerinde yaşarlar. Bu bölge tarihî olarak Çin, Moğollar, Tibetliler ve farklı Türk devletleri dahil olmak üzere birçok farklı medeniyetin yönetimi altında olmuştur.

Çin Ve Uygur Çatışması 

 20. yüzyılın başlarından bu yana özellikle günümüz Çin sınırları içerisinde yaşayan Uygurlar, kendilerini dinî ve etnik bir çatışmanın merkezinde bulmuşlardır. Uygur halkı resmî olarak Çin Ulusu’nun bir parçası olarak sayılsa da, birçok Uygur fiilen “Doğu Türkistan” diye bir devletin kurulmasını amaçlayan bir bağımsızlık hareketini desteklemektedir. 2015’ten beri üç milyondan fazla Uygurun Sincan yeniden eğitim kamplarında tutulduğu tahmin edilmektedir. Bu kamplar, Genel Sekreter Şi Cinping’in Hükûmeti altında kuruldu; sözde kampların ana amacı ise ulusal ideolojiye uyum sağlamaktır. Çin’in en büyük korkusu bölünmektir. Zira içinde barındırdığı özerk bölgelerle uzun yıllardır sorun yaşamakta. Çin’e bağlı özerk bir bölge olan Hong Kong, sık sık Çin karşıtı gösterilerle sallanıyor. Pekin, yine özerk bir bölge olan Tibet’in ise bağımsızlık peşinde olduğunu iddia ediyor.Bağımsızlığını 1950’de ilân etmiş olan Tayvan’ı da, hâlâ kendi eyaleti gibi görüyor.Bununla birlikte, altı petrol ve doğalgazla dolu olan Güney Çin Denizi sebebiyle bölge ülkeleriyle, yani Filipinler, Vietnam, Malezya, Japonya ve Kore’yle de ilişkileri sorunlu. Bu bölünme korkusu, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla iyice depreşmiş bir durumda. Buna bir de komünizmin yıkılacağı korkusu eklenmiş.Tüm bunların üstüne, son yıllarda dünyada radikal İslam’ın yükselmesi de Pekin’i iyice tedirgin etmiş.Ve Pekin içeride baskıyı iyice arttırmış. Baskı arttıkça da ayrılıkçı eğilimler artmış. Bu da daha fazla baskıyı beraberinde getirmiş. Ve bu baskıdan naibini en çok alanda Uygur Türkleridir . Kafamızda bazı sorular canlanıyor bu olay karşısında . Özellikle mi Uygurlar gibi ? Ki cevabı maalesef evet. Neden Uygurlar diyoruz sonra kendimize, aslında cevabı oldukça açık. Çünkü Müslümanlar …

Bazı zulümler ve yaşanmışlıklar

 Kamplarda iki sene tutsak tutulan bir doktor ve eğitimci olan Sayragul Sautbay kamptan çıktıktan sonra bir kitap yazıyor. Kitabında  Uygur Türklerine zorla domuz eti yedirilmek için özellikle  Müslümanlar için kutsal olan günlerin seçildiğini, Çin’de farklı bölgelerdeki anaokullarında ise “bedava yemek yardımı” adı altında öğrencilere zorla domuz eti yedirildiğini anlatıyor. Ve kendi yaşadığı bir hadiseyi kitabında bu satırlarla ele alıyor. “Her cuma domuz eti yemeye zorlandık. Müslümanlar için kutsal olan günleri özellikle seçiyorlardı. Buna karşı çıktığınızda sert bir ceza alıyordunuz. Kendimi farklı bir insan gibi hissediyordum. Etrafım karardı. Kabul etmek gerçekten zordu”. Yapılan zulümler yanlızca bununla da kalmıyor tabi ki  camiler yıkılıyor, toplu ibadet yasaklanıyor; Kuran kursları kapatılıyor ve bölgeye yerleştirilen Çinliler Müslümanları taciz etmek için her yolu deniyorlar. Çinli yetkililerin Uygurları, ibadet yerleri dahil, toplu olarak gördükleri her yerde sorgulamadan öldürüyor ve Uygurlu kadınların kıyafetlerini yırttıyorlar. Sizce de ünyanın artık gözünü açması gerekmiyor mu? Çin hükümeti, Müslüman nüfusu azaltmak için Uygur Türklerine yönelik doğum kontrolünü elinde tutuyor. Pekin yönetimi Uygur Türkleri ve diğer azınlıkların doğum oranlarını düşürmek için sert tedbirler alıyor.Bazı kaynaklara göre doğum kontrolü baskısının şuanda daha yaygın ve sistematik olduğu belirtiliyor. Resmi belgelere, hükümet istatistiklerine, eski tutukluların ve eski bir gözaltı kampı eğitmeninin açıklamalarına dayandırılan araştırmaya göre uzmanlar, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde son 4 yıldır devam eden doğum kontrolü baskısını “demografik soykırım” olarak adlandırıyor. Buna  göre Çin hükümeti, azınlık kadınları düzenli olarak hamilelik kontrollerine tabi tutuyor ve yüz binlercesini gebeliği önleyici haplar kullanmaya ya da diğer yöntemleri uygulamaya zorluyor.  Hatta bir çok kadın baskıdan dolayı kürtaj yaptırmak zorunda kalıyor. Araştırmada, nüfus kontrolüne uymayanların ise kitlesel gözaltı kampına gönderilmekle tehdit edildiği ifade ediliyor .Ülke genelinde gebelik önleyici uygulamalarda büyük düşüş yaşanırken, Sincan’da keskin bir artış meydana geldi. Hükümet verilerine göre Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Hotan ve Kaşgar kentlerinde, 2015 ve 2018 yılları arasında doğum oranlarında yüzde 60’tan fazla düşüş yaşandı. Sincan bölgesi genelinde de doğum oranları düşmeye devam ediyor. Geçtiğimiz yıl Sincan’da doğum oranlarında yaklaşık yüzde 24 düşüş yaşanırken, ülke genelinde bu oran yalnızca yüzde 4.2 olarak kayıtlara geçti. İşin özü zorla bizimle aynı ırktan aynı candan olan Uygurların soylarını kurutuyorlar ve biz sadece olanlara seyirciyiz…

Dünya’nın yaklaşımı;

 Biz ki kendi canımızdan , kanımızdan olan bu olaya susuyoruz  peki diğer ülkeler bu katliama nasıl yaklaşıyor. ABD Dışişleri Bakanlığının raporuna göre, Doğu Türkistan genelindeki toplama kamplarında Uygur, Kazak, Kırgız ve diğer Türk azınlıklara mensup 3 milyon civarında Müslüman bulunuyor. Uygur Türklerine zulmünden dolayı uluslararası toplumun tepki gösterdiği Çin hükümeti, toplama kamplarını “aşırılıkçılığı” ortadan kaldıran ve insanlara yeni beceriler kazandıran “Mesleki eğitim kampı olarak” adlandırıp tüm suçlamaları reddediyor.  

Çin, yeni kitabında Uygur azınlığın zulüm gördüğünden bahseden Papa Francis’e tepki gösterdi. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Zhao Lijian, Francis’in sözlerinin “hiçbir gerçek dayanağı olmadığını” söyledi. Lijian yaptığı açıklamada, ülkede “Tüm etnik gruplardan insanlar, hayatta kalma, gelişme ve dini inanç özgürlüğünün tüm haklarına sahiptir” ifadelerini kullandı. Sözcü, 1 milyondan fazla Uygurun ve diğer Çinli Müslüman azınlık gruplara mensup insanların tutulduğu kamplardan ise hiç bahsetmedi. Papa Francis, 1 Aralık 2019’da  piyasaya çıkmış olan yeni kitabında  Uygur Türklerini inançları nedeniyle eziyet gören gruplar arasında gösterdi. Kitapta dünyada “günah ve sefalet, dışlanma ve ızdırap, hastalık ve yalnızlığın hüküm sürdüğü” yerlere bakılması gerektiğinden söz eden Francis, “Sıklıkla zulüm gören insanları düşünüyorum; Rohingyaları, zavallı Uygurları, Yezidileri, IŞİD’in onlara yaptığı gerçekten acımasızca ya da Mısır ve Pakistan’da kilisede dua ederken patlayan bombalarla ölen Hristiyanları” ifadesini kullandı.

Sadece dış ülkelerden de tepki gelmedi tabi ki. Kendi içlerinden olan bir görevli Abd’nin  dünyaca ünlü gazetesi olan New York Times gazetesine bazı belgeleri sızdırdı. Gazetede yazan habere göre Çin kominist partisindeki belgelere göre Şi Ching  yapılan zulümlere karşı talimat verirken asla merhamet etmeyin cümlelerini kullanıyormuş. Asla merhamet etmeyin , bunu söyleyen birinin içinde gerçekten insanlık namına bir şey olduğunu hala düşünüyor musunuz, sizi bilmem ama ben bu kadar gaddar birine insan dahi diyemiyorum. Belgelerde yazan bir başka taktik ise Abd’nin 11 Eylül saldırısı sonrası  terörle savaş politikası . Sadece inançları doğrultusunda terörist damgası yemediler de dedirtmediler.

Türkiye ne yapıyor?

Peki biz ne yapıyoruz bu olay karşısında birkaç imza kampanyası ile işi çözebileceğimizi mi düşünüyoruz halk olarak . Halkı geçtim hükümet ne yapıyor çünkü asıl güçleri yetmekte olup   ses çıkartabilecek olan onlar değil mi?  

Uygur Türklerinin lideri Rabia Kadir

Uygur Türklerinin lideri Rabia Kadir’in “Biz Türk’üz, Irkımız, Dilimiz, Dinimiz bir. Kültürümüz, Özümüz, Sözümüz bir. Türkiye bir milyona yakın Suriyeliye kucak açtı ama Çin’e ifadeleri halinde ya müebbet hapis ya da idam tehlikesi ile karşı karşıya olan aralarında çocuk, kadın ve yaşlıların bulunduğu  Doğu Türkistanlı Uygur Türklerine de sahip çıkmalıdır” sözlerini kulak arkasımı ediyoruz. Madem Suriyelilere Müslüman oldukları için kapılarımızı açtık , neden Uygurlara sahip çıkmıyoruz ki onlar hem Türk hem de Müslüman  değiller mi?  Yoksa bu işin içinde de mi bir iş var?  TBMM’de bir partinin uygurların sesini duyurmak için bir uygur kızını kürsüye çıkarttığı anda neden yayınlar kesiliyor .  Çin’den halk için alınan  covid-19 aşıları karşılığında, Çin’le beraber iç işleri bakanlığının ortak yaptığı basın toplantısında elimizde onlarca delil varken  neden soykırım yalanlanıyor ve Çin‘e atılan bir iftira deniyor .  Bazı şeylere göz yummak ses çıkartmaktan daha mı kolay geliyor yoksa ? Alışılmadık bir durum değil sonuçta kendi ülkemizdeki hukuksuzluklara bile sessiz kalanların binlerce kilometre uzağımızda olanlara karşı ses çıkartmasını beklemek aptallık olurdu. Sizi bilmem ama ben bazı şeylerden korkup sessiz kalamicam . Şimdiye kadar onlarca zulüme izin vermişken yenilerine zemin hazırlanmasına da mı kayıtsız kalacaksınız , yoksa artık at gözlüklerinizi çıkartmaya başlayacak mısınız…