Lavinia‘dan sonra başka bir hikaye daha! Birçok kişi bu şiiri duymuştur. Duymasa bile şarkısı duyduğuna eminim. Bu şiir Yahya Kemal Beyatlı tarafından Celile Hanım için yazılmıştır. Hikayesi 1910’lu yıllara kadar uzanıyor. Peki ne olmuştu da yazılmıştı bu şiir? Kim, neden kalbini kırmıştı şairimizin?

yahyavecelile

Kısaca Yahya Kemal Kimdir?

Yahya Kemal Beyatlı 2 Aralık 1884 yılında Üsküp’te dünyaya geldi. Doğum adı Ahmed Agâh’tır. İlk öğrenimine, 1889 yılında Üsküp’te Sultan Murat Külliyesi’nin bir parçası olan Yeni Mektep’te başladı. Daha sonra yine Üsküp’te bulunan Mektebi Edeb’e devam etti.

1897 yılında ailesiyle Selanik’e yerleşti. Çok sevdiği ve etkilendiği annesinin veremden ölümü onu çok etkiledi. Babasının tekrar evlenmesi üzerine ailesinin yanından ayrılıp Üsküp’e döndüyse de kısa süre sonra Selanik’e geri döndü. Esrar takma adı ile şiirler yazdı.

1913 yılında İstanbul’a döndü. Darüşşafaka İdadisinde tarih ve edebiyat öğretmenliği yaptı; bir süre Medresetü’l-Vaizinde uygarlık tarihi dersi verdi. Bu yıllarda Üsküp ve Rumeli’nin Osmanlı Devletinin elinden çıkması onu derinden üzdü. Yahya Kemal; Türk dili, Türk tarihi konularında gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Peyam Gazetesinde, Süleyman Nadi mahlasıyla, Çamlar Altında Muhasebe başlığı altında yazılar kaleme aldı. 1910’dan beri yazmakta olduğu şiirlerini ilk defa 1918 yılında Yeni Mecmua adlı dergide yayınladı; Türk edebiyatının baş aktörleri arasında yer aldı. 1 Kasım 1958 Cumartesi günü Cerrahpaşa Hastanesinde hayatını kaybetti.

1 Kasım 1958 Cumartesi günü Cerrahpaşa Hastanesinde hayatını kaybetti.

Kısaca Celile Hikmet Kimdir?

Babasının görevi nedeniyle bulundukları Selanik’te,1880 yılında dünyaya geldi. 1900 yılında Şair Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlendi ve Celile Hikmet adını aldı. Hikmet Bey, Selanik’te Hariciye Nezareti’nde memur idi. İleride Türk şiirinin önemli isimlerinden birisi olacak ilk çocukları Nazım, 1901’de Selanik’te dünyaya geldi. 1905’te doğan ikinci çocuğu İbrahim Ali, ertesi sene kuşpalazından hayatını kaybetti.

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle 1917’de Hikmet Bey’den ayrıldı. İlk eşi Hikmet Bey’den ayrılmak üzere olduğu sırada tanıştığı ünlü şair Yahya Kemal ile büyük bir aşk yaşadı; ancak bu ilişki arzu ettiği gibi evlilikle sonuçlanmadı. Yahya Kemal ile ayrılıklarının üzüntüsü ile İstanbul’dan ayrılıp Paris’e gitti ve orada resimle ilgilendi.

Son yıllarında gözlerini kaybeden Celile Hanım, 1956’da Ankara’da yaşamını yitirdi.

Sessiz Gemi Hikayesi

Şimdi gelelim asıl konumuza: Sessiz Gemi’nin hikayesi. Celile Hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm İstanbul’un diline destan bir kadındı. İstanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı. 1900 yılında bu dillere destan güzellikte kadın Osmanlı’nın meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlendi. Türk şiirinin dünya çapındaki en önemli ismi olan Nazım Hikmet de bu beraberlikten doğacaktı. 1916’ya gelindiğinde Celile Hanım‘la eşi Hikmet Bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı.

celile hanım ve yahya kemal

O günlerde Yahya Kemal, Bahriye’de okuyan genç Nazım Hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı. Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’la, Yahya Kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra Celile Hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı.

Tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarının arasına gizlenen aşk başlıyordu. O aşkın aktörleri sadece Celile Hanım ve ünlü şair Yahya Kemal değildi. Nazım Hikmet, Necip Fazıl hatta Celile’nin yeğeni Oktay Rıfat’ın, yani Türk şiir dünyasının bütün ustalarının bir tarafından dahil oldukları bir aşktı o. Anlayacağınız bu aşk Yahya Kemal dışında büyük Türk şairlerinin de içinde olduğu bir aşktı.

Heybeliada’da okuyan genç Bahriyeli Nazım, hafta sonları okuldan çıkar annesinin yanına gelirdi. Yahya Kemal o günlerde genç birer Bahriyeli olan Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın bulunduğu öğrenci grubuna şiir dersleri verirdi. Yahya Kemal hafta sonları “Genç Nazım Hikmet’e Türkçe ile şiir dersleri” verirken, İstanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam Celile Hanım’la yakınlaştı.

Nazım’a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda Celile Hanım ile Yahya Kemal sanat ve edebiyatla başlayan uzun sohbetlere başlamışlardı. Bir süre sonra bu ilişkinin kokusu Nazım’ın ve Necip Fazıl’ın öğrencisi olduğu Bahriye mektebinde duyuldu.

“Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz!”

Dedikoduların ayyuka çıkması üzerine Yahya Kemal bir süre okula gelmedi. Geldiğinde karşısına öğrencisi Necip Fazıl çıkacaktı. Hocası olan Yahya Kemal’e şöyle dedi: “Hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk. Sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim.”

Hocasına yönelik bu alaycı, ironik, dalga geçen tutum bir Deniz Harp Okulu öğrencisi Bahriyeli için kabul edilmez bir davranıştı. Necip Fazıl “Bu aşk ilişkisini alaycı bir şekilde ima eden” sözleri nedeniyle “Kodes” adı verilen tahta dolabın içinde cezaya gönderildi okulda.

Olayı genç Nazım Hikmet de fark etmişti. Necip Fazıl’dan sonra bir gün Yahya Kemal’in siyah pardösüsünün cebine bir not bıraktı. Kâğıtta Yahya Kemal’e hitaben şöyle yazıyordu:

“Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz.”

nazım hikmet

Bu not üzerine ünlü şair, tedirgin oldu. Bir süre Celile Hanım’ın evine gelmedi. Genç Nazım’la karşılaşmaktan çekindi. Celile Hanım ise Yahya Kemal yüzünden kocasından boşanmış, bütün İstanbul’un kulaktan kulağa dedikodusunu yaptığı bir aşka “evet” demişti. Artık evlenmek istiyordu.

Yahya Kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan bu eviliğe yanaşmıyordu. Yahya Kemal, onu deliler gibi kıskanıyor; seviyor; ancak evlenmek istemiyordu. Celile Hanım ise adada yaşayan sevgilisini, Nişantaşı’ndaki evinde bekliyor; onunla birlikte gelecek hayalleri kuruyordu. Ancak bu evlilik hiçbir zaman gerçek olmayacaktı.

Koparıp verdiği bu ili yaprağı daima muhafaza edeceğim.”

Zamanla bu büyük aşk sona erdi belki ama ayrılan yollar, yıllar sonra çok ama çok hüzünlü bir biçimde kesişti. Nazım Hikmet, büyük bir şair, sosyalist bir insan olmuş; düşünceleri yüzünden hapislere düşmüştü. Artık yaşlı bir kadın olan annesi Celile ise, oğlunun hapisten çıkması için Galata Köprüsü’nde açlık grevine başlamıştı. Üstelik gözleri de görmüyordu. Ama o, bu haline aldırmadan, oğlu için mücadele veriyordu. Tesadüf bu ya; bir gün yolu Galata Köprüsü’ne düşen Yahya Kemal’in, büyük aşkı Celile ile yolu orada kesişti. Ama yanına gitmeye cesaret edemedi.

Yahya Kemal öldükten sonra, onun notları arasından, içerisinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıktı. Zarfta:

“Bu zarfın içindeki hatıra, 19 Ağustos 1930’da Sirkeci garında gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir… Koparıp verdiği bu ili yaprağı daima muhafaza edeceğim…” yazıyordu. Celile, Yahya Kemal ile olan ilişkisinden umudu kesince Paris’e gitmiş ve giderken de onunla Sirkeci Garı’nda vedalaşmıştı.

İşte bu hikaye de bu şekilde son bulmuştu. Sevenlerin gene kavuşamadığı bir hikaye daha. Ve yine sizleri şiirimizle, Sessiz Gemi ile, başbaşa bırakıyorum.

Esen Kalın.

sessiz gemi şiiri
© Bu yazının her türlü telif hakkı yazarın kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir