Bellek, yani hafıza insan yaşamının en gerekli bileşenlerinden biridir. Hayatınızdaki insanların isimleri, gelecek günlerde yapmanız gereken işler, evlilik yıldönümünüz, genel kültür bilgileriniz, akşam eve giderken marketten alınacak şeyler, beyninizde 7/24 takılı bir flaşbellekte saklıdır.

Bellek, beynin tek bir bölgesinde yer almaz. Aynı anıya dair duygu, ses, görüntü gibi birçok parça, beynin farklı bölümlerinde depolanır ve anı hatırlanmak istendiği zaman gerekli veriler bu bölümlerden toplanır.

Anıların belli ölçülere göre farklı alanlarda saklanması bize büyük avantaj sunar. Örneğin kafanıza aldığınız ağır bir darbe sonucu en sevdiğiniz şarkının adını unutabilir ama melodilerini hala mırıldanabilirsiniz.

Eğer anılarımızla ilgili tüm verileri beynimizin tek bölgesinde depolasaydık; aldığımız kafa darbesi ya da yaşadığımız bir inmeyle birlikte anılarımıza dair bilgilerin hepsi yok olabilirdi.

BELLEK MERKEZLERİ

Talamus: Ara beynin en büyük kısmı olan talamus, Latincede “iç oda” anlamına gelir. Beynin neredeyse tam merkezinde yer almaktadır. Temel görevi, koku duyusu dışındaki tüm duyusal uyarıları serebruma (istemli faaliyetlerden sorumlu bölüm) aktarmaktır.

Papez Devresi ‘nin (Duygu ve bellekle ilgilidir, duygu kontrolünün bu hayali devre çerçevesinde sağlandığı kabul edilir.) de bir parçasıdır. Talamus, belleğe işlenecek bilgileri kontrol eder ve “gerekli” olan bilgilerin kaydedilmesini sağlar.

Hipokampus: En eski beyin kısımlarındandır. Hafızadaki rolü çok önemlidir. Anılarımızı hatırlamaya çalıştığımızda en fazla aktive olan bölgedir. Hipokampus, aynı zamanda deneyimleri anılara dönüştürüp depolamaktan da sorumludur.

1953 yılında HM isimli bir hasta, geçirdiği epileptik nöbetler (sinir hücrelerinde meydana gelen geçici anormal elektriksel aktiveler sonucu beyin faaliyetlerinin bozulması) şiddetini azaltmak amacıyla ameliyat edildi. Çözüm olarak ameliyatta hastanın hipokampusunun büyük bir kısmı çıkarıldı. Nöbetlerin şiddeti doktorların hedeflediği gibi azaldı ancak aynı zamanda HM, bilinçli bellek oluşturma yetisini de kaybetti. Hafızası dakikalar içinde tekrar yenileniyor ve kalıcı bir anı deposu oluşturamıyordu. Sadece 1953 ve öncesindeki hayatında kaydettiği anıları hatırlayabiliyordu.

HM, tıp dünyası için mükemmel bir hipokampus vakasıdır ve hipokampusun önemini temsil eder.

Serebellum: Yaygın bilinen adı “beyincik” tir. Temel görevi kasların düzenli çalışmasını sağlamaktır, yani denge merkezidir. Bisiklet sürmek gibi sabit bir vücut dengesi gerektiren faaliyetleri hatırlamaya çalıştığımızda serebellum devreye girer, böylece günlük hayatta bilinçdışı olarak depolanan bilgiler gün yüzüne çıkar. Vücudunuz, birkaç ay sonra tekrar bisiklete bindiğinizde çok kısa sürede ne yapması gerektiğini hatırlamış olur.

Amigdala : Beynin medial temporal lobunun (beynin yan taraflarında bulunan serebrum bölgesi) içindeki nöronlardan oluşan badem şeklindeki yapıdır. Limbik sistemin bir parçasıdır. Amigdala , beyinde korkunun oluştuğu kısımdır. Genel olarak duyguların denetiminden ve yaşanan korkuya tepki olarak korkma mimiğinin oluşması için sinyal yollamadan sorumludur.

Anılarımızın duygusal nitelikleri amigdalada depolanır. Örneğin kardeşinizin doğduğu günü hatırladığınızda, o sıradaki heyecanınız ve mutluluğunuza dair bilgiler amigdaladan toplanır.

Mammiller Cisimcikler: Hipokampustan forniks (hipokampusun diğer beyin yapılarıyla bağlantı kurmasını sağlayan birim) yoluyla sinyal alan hipotalamus parçasıdır. Epizodik hafızayla ilişkilidir.

Epizodik hafıza, uzun süreli bir hafıza kategorisidir. Kardeşinizin doğduğu günün yer ve zaman bilgilerini içerir.

Kaudat Çekirdek: İçgüdüsel yetilerimizle bağlantılı anılarla ilgilidir.

Parietal Lob: Diğer adı “yan lob” dur. Mekansal yön belirleme ile ilgilidir. Bu bölümün hasar görmesi durumunda nesnelerin konumunu belirlemede veya önceden bilinen bir adresi hatırlamada aksaklık yaşanır.

Beyin Kitabı, sayfa 154

Peki bu bellek merkezleri, yeni bir bilgi anı halinde saklanana, hatırlanana hatta unutuluna kadar bizi nasıl yönlendiriyor?

BELLEK SÜRECİ

Bellek süreci, bizim belki de kolaylıkla gerçekleştirdiğimizi zannettiğimiz, fakat beynin birçok detaylı aşamadan geçtiği bir süreçtir.

Öncelikle, karşılaştığımız bilgileri süzgeçten geçiriyoruz. Yani beynimiz gerekli olan bilgileri “seçiyor”. Bu şekilde beyinde aşırı bilgi birikimi önlenmiş oluyor. Ancak karşımıza çıkan bilgilerden hangilerinin ileride işimize yarayacağı bilinmediğinden dolayı seçim süreci her zaman avantajlı değildir.

Örneğin Fatih Sultan Mehmet’in biyografisini okuduktan sonra İstanbul’u 29 Mayıs 1453 tarihinde fethettiğini hatırlamadığınız halde padişahın en sevdiği yemeğin kekikli yılanbalığı olduğu aklınızda kalabilir.

Seçilen bilgiler, birbiriyle benzer özelliklere sahip anılarla ilişkilendirilir. Bu kategorileme sistemi, beyne hatırlama aşamasında büyük kolaylık sağlar. Fakat bilgi, kendisine benzer olmayan anılarla aynı kategoriye konursa ya da beynimizdeki anılarla hiçbir benzerliği olmayan yeni olgularla karşılaşırsak, bunları saklamak mümkün olmayabilir. Başarılı dosyalanan bilgilerse, hatırlanmak üzere depolanmış olur.

Bir anıyı her hatırladığınızda, aslında beyin o anıyı görsel, işitsel ve duygusal olarak “taklit eder”. Bu nedenle aradan yıllar geçtikçe bilgileri orijinal haliyle hatırlayamazsınız. Zaman içinde beyin, sahte anılar bile yaratabilir.

Bundan 5 yıl önce ailenizle gittiğiniz bir piknikten bahsederken o gün havanın çok güzel olduğunu, hatta gökkuşağı oluştuğunu anımsadınız. Bunu ailenize söylediğinizde havanın hiç de iyi olmadığını, yağmur iyice bastırınca ahşap bir çardağa sığındığınızı anlatıyorlar. Nasıl yani, o piknikte siz de vardınız?!

Aslında o gün, anneniz yer örtüsü ve plastik tabakları taşıma görevini size vermişti. Siz de onları birkaç gün önce bayılarak aldığınız gökkuşağı desenli çantanıza koymuştunuz.

Beyin, anılar konusunda çok farklı ilişkilendirmelere yol açabilir. Bunlar bir nevi zihin oyunudur ve siz farkında olmadan gerçeklik algınızı değiştirebilir. Ancak hafızadaki değişikliklere sadece beyin neden olmaz. Kendi isteğinizle bırakın anı değiştirmeyi, unutmayı bile seçebilirsiniz.

UNUTMAYI SEÇMEK

Bir olguyu veya kişiyi bilinçli olarak tamamen unutmak mümkün değildir, fakat belli bir seviyeye kadar bunu yapabilirsiniz.

Bir çalışmada iki grup gönüllüye kelime çiftleri ezberletildi. Bir gruptan, eşlerini “bloke etmeleri” istendi. Daha sonra, iki gruba da kelimeler tekrar gösterildi ve hatırlayıp hatırlamadıkları soruldu. Bloke edilen grup, unutmaya çalıştıkları kelimeleri hatırlamakta daha başarısız oldu.

Gruplara yapılan beyin görüntülemeleri sonucunda, bloke edilen grubun anının kaydedilmesini engelleyen bir frontal lob aktivitesi sonucunda kelimeleri unuttuğu ortaya çıktı. Bu da, unutmayı seçmenin kısmen de olsa mümkün olduğunu gösterdi.

Giriş bölümünde unutmaya neden olan durumlardan kafaya alınan darbeleri örnek vermiştim. Bunun yanında unutkanlık hastalığı olarak bilinen Alzheimer ve travmatik olaylar da hafızamız üzerinde büyük söz sahibi.

ALZHEİMER

Alzheimer, genel olarak beyin hücrelerinin ölmesine neden olan nörolojik bir hastalıktır. Alzheimer’ın ilerlemesi yıllar sürebilir. Hastalığın ilerleme sürecinde düşünme, hafıza, hatta davranış faaliyetlerinde bozulmalar meydana gelir.

Alzheimer hastaları için anılar, rüzgarlı ortamda üst üste konulmuş bir tomar kağıt gibidir. Önce en üstteki kağıtlar, yani en yakın zamanda yaşanılmış olaylar unutulur. Bu nedenle hastalığı çok fazla ilerlemiş ve gündelik faaliyetlerini bile yapamayan hastalar, birdenbire torununu 40 yıl önceki çocukluk arkadaşı zannedebilir ve onunla ilgili çoğu detayı hatırlayarak sohbet etmeye başlayabilir.

Alzheimer’ın henüz kesin bir tedavi yöntemi yoktur. Semptomları azaltmak ve hastalığın ilerleme seyrini geciktirmek için zihin oyunları, duvarlara asılan notlar, tekerlemeler ve örgü örmek gibi belli bir örüntüye dayalı el işi etkinlikleri tavsiye edilir.

Şahsiyet, “Agah Beyoğlu” (2018)

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU

Travma sonrası stres bozukluğu ; adından da anlaşılacağı üzere sevilen bir kişinin ani ölümü, terör saldırısına şahit olmak, esir alınmak, fiziksel şiddete uğramak gibi travmalardan sonra uzun süre geçmesine rağmen kişinin eski yaşantısına dönememesi durumudur.

Hasta, yaşadığı olayı günlük hayatta tetikleyici özelliğe sahip olan birçok olguyla birlikte sık sık hatırlayabilir. Bir asker, havaifişek sesi duyduğunda kendini yıllar önce maruz kaldığı ve birçok asker arkadaşını kaybettiği bir bombalı saldırının ortasında bulabilir.

Yaşanan travmanın şiddeti arttıkça kişinin hatırlama yeteneği azalır. Christopher Nolan’ın yönetmenliğini yaptığı 2000 yılı gösterimli “Memento”, travma sonrası stres bozukluğuna güzel bir örnektir.

Film, karısı trajik bir şekilde öldürüldükten sonra TSSB’na yakalanan Leonard Shelby’nin hikayesini anlatır. Leonard, karısının intikamını 15 dakikada bir yenilenen hafızasının çıkardığı engeller eşliğinde almaya çalışır.

Memento, “Leonard Shelby” (2000)

TEKNOLOJİ ÇAĞI VE HAFIZA

Teknolojiyle özellikle 2000’lerin başından beri iç içeyiz. Teknoloji bağımlılığını başlatan televizyonlar, son yıllarda tahtını YouTube ve İnstagram’a bıraktı. İnsanların karşısında saatlerini geçirdiği sanal mecraların adları değişti, ancak bağımlılık katlanarak artmaya devam etti.

2009 yılında Stanford Üniversitesi, teknolojinin hafızaya ve odaklanmaya etkisini öğrenmek için bir araştırma başlattı. İki grup gönüllü kişi arasında medya “multiasking” i (aynı anda birden fazla sosyal mecra kullanmak) yapanların odaklanmada diğer gruba göre daha çok zorlandıkları ve ihtiyaç duydukları bilgiyi rastgele detaylardan ayıramadıkları görüldü.

Yanlış teknoloji kullanımının odaklanmaya olduğu kadar hafızaya da zararı var. Her gün ortalama 50 kez telefona bakıyoruz ve 6 saat sosyal medya kullanıyoruz. Onlarca video izliyoruz, yüzlerce fotoğraf “likelıyoruz”. Aynı anda hem WhatsApp hem de İnstagram üzerinden arkadaşlarımızla mesajlaşıyoruz. Tüm bunları da günlük hayatımızın merkezine koyuyoruz.

Günün sonunda hangi videoları seyrettiğimizi, kimle ne hakkında mesajlaştığımızı, beğendiğimiz hangi gönderileri kime attığımızı zerre kadar hatırlamıyoruz. Çünkü bunları çok hızlı ve bilinçsiz bir biçimde yapıyoruz. Bunun sonucundaysa, bilinçaltımızda kullanılmayan bir bilgi çöplüğü oluşuyor ve gün içinde sosyal medya kullanmadığımız saatlerde bile tam olarak ne yaptığımızı anımsayamıyoruz. Yani bir nevi yaşayan ölüleriz.

Beynimiz bilgileri depolamak ve onları gerektiğinde tekrar kullanmak için çok detaylı düzeneklere sahip. Yazı için araştırmamı yaparken beyinde bellekle ilgili buraya sığdıramayacağım kadar fazla yapıyla ve yazıya aktarması güç detaylarla karşılaştım.

Sabah gözünüzü açıp bulunduğunuz odayı tanımanızdan tutun da; akşam eve girerken anahtarlığınızdaki hangi anahtarın apartman kapısınınki, hangi anahtarın evin kapısınınki olduğunu hatırlamanıza kadar tüm bu “bilinçli yaşam süreci” niz belleğiniz sayesinde işlemekte.

Kısacası beyin sadece vücut fonksiyonlarımızı yönetmiyor. Yaşadığımız hayatın kendi hayatımız olduğunu da onun sayesinde biliyoruz.