Rüya nedir? Kimine göre bilinçaltının bir yansıması, kimine göre geceleri serbest kalan zihnimizin bize oynadığı oyunlar silsilesi, kimine göre gelecekten gelen ilahi mesajlar, kimine göreyse astral seyahate verilen bir ad.

“Rüya” kavramını anlamlandırabilmek için en baştan başlamalıyız.

Rüyanın Görüldüğü Uyku Aşaması: REM

Öncelikle rüya denen olgu yalnızca biz insanlara özel değildir. Yapılan bilimsel gözlemler sonucunda, hayvanların da uyku sırasında REM (Rapid Eye Movement) adı verilen ve rüya görülen aşamayı deneyimlediği ortaya çıkmıştır.

İlk kez 1957 yılında Dement ve Kleitman tarafından tanımlanan REM aşamasının Türkçe karşılığı “Hızlı Göz Hareketi” dir. REM esnasında canlının kapalı gözleri hızlı şekilde sağa-sola, yukarı-aşağı hareket eder. Adını da tahmin edileceği üzere bu göz hareketlerinden alır.

Bu aşama sırasında beyin, problem çözme ve hatırlama gibi davranışlardan sorumlu olan norepinefrin ve serotonin salgılarını büyük oranda baskılar. Böylece gördüğümüz rüyaların çoğunu hatırlamakta zorlanırız ve rüya esnasında yaptığımız hareketler vücudumuzu etkilemez.

REM aşaması olması gerektiği gibi işlemeyen bireylerde rüyadaki fiziksel hareketler bedene yansır ve uyurgezerlik meydana gelir.

REM’in süresi, kişiden kişiye değişiklik gösterir. 5-30 dakika arasında sürer ve 1,5-2 saatte bir tekrarlanır. Toplam uykunun %25’ini oluşturur. Uyanık olduğumuz zaman dilimi ve bu uyku aşaması sırasında beyin benzer şekilde çalışır, bu nedenle REM aşaması en önemli uyku evresi olarak kabul edilir.

REM’de Görülen Rüyalar Bize Ne Katar?

Gördüğümüz her rüya ve rüyaların içerdiği ayrıntılar, karşımıza genelde yakın tarihte öğrendiğimiz bilgileri çıkartır fakat bilgiler farklı formlarda yer alabilir.

Örneğin çok fazla biyoloji tekrarı yapan bir öğrenci, rüyasında aynı şekilde ders çalıştığını görmek zorunda değildir. Kendisini bir sınıfa sinir sistemi konusunu anlatırken veya okuldaki öğretmeniyle gerçek hayatta çözemediği bir soruyu tartışırken görebilir. Kim bilir, belki de uyanıkken aklına gelmeyen çözümü rüyasında fark eder.

Daha önce durup dururken aklınızın geçmişte kalan ve neredeyse hiçbir öneme sahip olmayan bir şeye odaklandığı oldu mu?

Mesela son günlerde yıllar önce Marmaris tatilinizde keşfettiğiniz süs eşyası dükkanının sahibinin adını hatırlamaya çalışıyorsanız, rüyalarınızdan birinde o kişiye adıyla seslendiğinizi görebilirsiniz.

Rüyalar, kısa ve uzun vadeli hafızamızı tazelememizi sağlar ve öğrenme kabiliyetimizi pekiştirir. Yani beyin, REM uykusu esnasında hafıza merkezini bir nevi düzenlemeden geçiriyor diyebiliriz.

Kalite Kontrol Evresi Olarak Non-REM

Non-REM evresi, REM’in zıttı sayılabilir.

Bu evrede hızlı göz hareketleri yoktur ve vücudun işleyişi kontrol edilir.

Çocuklarda STH (büyüme hormonu) en fazla derin uykudayken salgılanır.

Yetişkinlerde ise organizmanın onarım mekanizmaları aktifleştirilir ve hücre yenilenmesi sağlanır.

Ayrıca uyanık kalınan zaman diliminde aşırı tüketilen hayati maddeler varsa bunlar depolanır ve eksikler kapatılır.

Derin uykuda solunum sayısı ve kalbin çalışma hızı azalır, aynı zamanda vücut ısısı düşer. “Uyuyanın üzerine kar yağar” sözünün buradan geldiği söylenir.

Görme Engelli İnsanlar Rüya Görebilir mi?

Görme engelli insanlar için rüya olgusu, ne zamandan beri görme yetisinden yoksun olduklarına bağlıdır.

Doğuştan görme engelli olan biri, rüyalarında karanlık veya ışıkla dolu boş bir ortam görür. Dokunma, tatma, koklama ve duyma duyularıyla algıladığı varlıkları zihninde canlandırabildiği kadar görür, ancak bunlar genelde çok kaba tasvirlerdir.

Genel olarak rüyalarında net bir şey gördükleri söylenemez.

Görme duyusunu sonradan kaybetmiş kişiler, rüyalarında önceden gördüğü insanları, mekanları ve cisimleri görür. Yani görebilecekleri belli bir yere kadar sınırlıdır.

Psikolojik Durumumuz Rüyalarımızı Nasıl Etkiler?

Rüyalar, kendi arasında altıya ayrılır.

Basit rüyalar yakın zamanda karşımıza çıkan olayları, kişileri ve mekanları içerir.

Gerçek rüyalar, gördükten sonra gerçekleşen rüyalardır. Hatta bu durum için “içime doğmuş” lafı sık kullanılır.

Güzel rüyalar, uçmak, yüzmek gibi insana özgürlük hissini yaşatan eylemleri içerir. Bu tür rüyalar özellikle sabahın erken saatlerinde görülür, bu zaman diliminde zihnimiz en berrak haldedir.

Tekrarlanan rüyalar, peş peşe veya benzer aralıklarla karşımıza çıkar. Bu rüyalarda bir süre sonra kontrolü elinize alıp olayların gidişatını değiştirmeniz mümkündür.

Rüya içinde rüya, genelde gördüğümüz bir rüyayı “gerçek hayatta” birine anlatıyormuşsunuz şeklinde görülür. Sabah kalktığınızda gece gördüğünüz rüyayı anlatmakta biraz zorlanabilirsiniz 🙂

Kabuslarsa açık ara farkla en nefret edilen rüya tipidir. Hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığımızdan dolayı korktuğumuz boyutdışı varlıklar, bu rüyalarda başrolü oynar. Karanlık bir mekan ve kısık ses telleri (bağırmak isteyip bağıramamak) yardımcı ögelerdir. Yaygın kabuslardan biri de üzerinize kara bir bulutun çökmesidir. Genellikle “karabasan” olarak tabir edilir.

Mutlu, sağlıklı ve iş başvurusu / sınav gibi testlerden başarıyla geçen insanlar “güzel rüyalar” ı görmeye meyillidir. Ferahlama, verilen emek sonucu ulaşılan başarının verdiği haz, alınan iyi haberler rüyalarımıza olumlu yansır.

Anoreksiya / obezite gibi günlük hayatı olumsuz etkileyen kilo problemleri yaşayan, yakın zamanda sevdiklerinin ölüm haberini alan, nefes darlığı veya kalp rahatsızlıklarından muzdarip olan ve travma sonrası stres bozukluğu ile mücadele eden kişilerse, çoğunlukla kabus görür.

Çaresiz bir insan kendini birinden kaçarken, milimetrik bir el titremesi sonucu ameliyat masasındaki hastasını öldüren bir beyin cerrahı karanlık bir ameliyathanede ölmekte olan hastayı umutsuzca kurtarmaya çalışırken, anoreksiya olan bir genç kız okul bahçesinde çevresinde toplanan okul arkadaşları tarafından alay edilirken görebilir.

Hiç Rüya Görmezsek Ne Olur?

Rüyalar, içimizde bastırdığımız duyguları, ruh halimizi veya yapmak istediğimiz şeyleri, gitmek için can attığımız yerleri içerebilir.

Rüya gören bir insanın arzuları ve hayalleri kendine yer bulmuş olur. Hafıza merkezi düzenlenerek öğrenilen bilgiler pekiştirilir ve hatırlama yeteneği güçlenir. Bilinen bilgiler farklı yansımalarla görüldüğünden dolayı rüyayı gören kişinin çağrışımları anlamlandırma, kavramlar arasında yaratıcı bağlantılar kurma ve yorumlama kabiliyeti artar.

Rüya görmediğimizde, eğer günlük hayatta da fırsatımız yoksa ifade etmek istediğimiz duyguları veya söylemek istediklerimizi (bağırmak, ağlamak, hoşlanılan kişiye açılmak vb.) hiçbir yerde açığa vuramamış oluruz.

Bu durum zamanla bizi daha sinirli, sabırsız ve stresli hale getirebilir ; dolayısıyla rüya görememek uzun vadede iletişim kopukluklarına, depresyona, anksiyeteye ve hipertansiyona yol açar.

Rüyayı beyindeki farklı fonksiyonların bir sonucu, bilinçaltının ve hayalgücünün bir yansıması olarak tanımlayabiliyoruz. Ancak rüyanın film efekti yansıtılan yeşil perde gibi görsel bir gösteri olup olmadığından emin değiliz. Belki de bizim “rüya” adını verdiğimiz olgu, gerçekten de boyutlararası bir yolculuktur. Neden olmasın?

Astral Seyahat Tanımının Babası: Robert Monroe

Robert Monroe, yaşamı boyunca kariyer basamaklarını başarıyla tırmandıktan sonra 1956 yılında ilgi alanlarına vakit ayırmayı tercih etti. Bu bizim sandığımız gibi bir emeklilik değildi. Monroe, uyku sırasında öğrenmenin mümkün olup olmadığını ve farklı seslerin bilinç üzerine etkilerini merak ediyordu.

1958’e kadar kendisi üzerinde araştırmalarını sürdürdü ve bir şey keşfetti: astral seyahati deneyimlemişti. Başta astral seyahatten bihaber olan Monroe, gece vücudunda meydana gelen titremenin sebebini öğrenmek için doktora gitti fakat hiçbir şey bulunamadı.

Vücudundaki titreme bir hastalık belirtisi değil, ruhun geçici olarak bedenden ayrılma aşamasında verilen tepkiydi.

Araştırmalarına devam eden Monroe, zaman içinde bu seyahatler sırasında yaşadığı deneyimleri konu edinen yazılar yazdı. Hatta kendi isteğiyle astral seyahate çıkmayı başardığını söyledi. Bu deneyimlerini “vücut dışı deneyim” olarak adlandırdı ve 1971’de dünyaca ünlü kitabı “Beden Dışı Deneyimler” i yayımladı. Böylece astral seyahat kavramı tüm dünyada tartışılmaya başlandı.

Yıllar içinde başka kitapları da çıktı ve Monroe astral seyahatle özdeşleştirilen bir isim haline geldi.

Sonuç Olarak Rüya Nedir?

Sonuç olarak rüyanın ne olduğuna dair bir tanım yok. Çünkü rüya aşamasına nasıl geçtiğimizden emin değiliz. Az ya da çok salgılanan hormonlarla ilgili açıklamalar yapabilsek de, sonradan gerçekleşen rüyaları anlamlandıramıyoruz. Boyutlar veya zaman dilimleri arasında yolculuk yapabileceğimizi teori olarak öne sürüyoruz fakat kanıtlayamıyoruz.

Rüyaları araştırdıktan ve edindiğim bilgileri sizlere sunmak üzere bir araya topladıktan sonra, beynimizde neler olup bittiği hakkında ne kadar az şey bildiğimizi bir kez daha fark ettim.

Bu rüyaları bize gördüren şey ne? Beyin uyanıkken ayrı, uyurken ayrı olmak üzere bu kadar fazla işlevi nasıl gerçekleştirebiliyor?

Bu serinin amacı da tam olarak bunları düşünmeye başlamak. Var olduğumuzdan beri yaptığımız gibi sorgulamak ve bilinmeyenleri keşfetmek için ilk adımı atmak.